Ruh sevgiyle beslenip mutlu olmuşsa, bir şey daha alsam
mutlu olur muyum telaşına düşmez. Zaten gerçekte maddî hiçbir şey ruhu beslemez. Ruhun gıdası
manevîdir.
İnsanın hanımıyla yaşadığı evi; mescidi, ibadethanesi, en küçük devleti olmalıdır. Evi, girdiği zaman
ruhunun açıldığı bir yer olmalı. Temiz bir yer olması lazım. Derli toplu, estetik, zarafet, güzellik, enginlik,
dinginlik ve huzur mekânı olmalı. Ev ancak o hale getirilirse orada söylenen sözün bir tesiri olur.
Belki konuyu toplamak açısından şunu söylememiz gerekiyor. İslamî bir ev için dört kıstas gerekiyor:
1. Hz. Ebu Bekir efendimizin dostluğu olması lazım. Peygamber Efendimiz Miraç’ı yaşadıktan sonra
Hz. Ebubekir Efendimize söylediği bir söz var: “Ey Ebubekir seni özledim” Peygamberimiz, Cebrail’in bile
gidemediği bir yere gidip geliyor ve Ebubekir Efendimizin dostluğunu özlüyor. Biz eve gittiğimiz zaman
özlenen bir kişi oluyor muyuz? Yokluğunda aranan, varlığıyla gurur duyulan bir insan olabiliyor muyuz? Yok,
olamıyoruz. Çünkü yüzümüzden düşen bin parça.
2. Hz. Ömer efendimizin adaletini,
3. Hz. Osman efendimizin yumuşaklığı ve hayâsını,
4. Hz. Ali efendimizin ilmini oluşturmamız lazım.
Evlerde bu dört eksiği gidermemiz gerek. O zaman o ev yaşanılır bir ev olur.
Özetle; saygı erkeğin, sevgi kadının en büyük hakkıdır. Eşinizin hataları olabilir. Bir tarafın hata yapması
diğer tarafın kendi üzerine düşeni yapmamasının mazereti olamaz. Dünyada hak peşine düşmeyelim ama
öyle bir gün var ki her hak sahibi hakkını isteyecektir.