Granit, çelik, kereste, körfezin taş kaldırımları, gemiler ve insanlar; hep birlikte Merkür’e adanan bu çılgın ve hırslı ilahinin güçlü nağmelerini oluşturuyorlardı. Ama bunların içinden zorlukla işitilebilen insan sesleri zayıf ve gülünçtü. Bütün bu gürültülerin ilk kaynağı olan insanlar da gülünç ve acınacak durumdaydılar.
… kendi yarattıkları şeyler onları tutsak etmiş, bireysel yaşantılarını ellerinden çalmıştı.
Sanki alçalmakta olan öfkeli gökyüzü, topraktan kendisine doğru yükselen tozu ve pisliği ortadan kaldırarak kendini arındırıyordu. Toprak ise onun gazabı altında gittikçe eziliyordu.
Başka bir zaman olsaydı; bu eşsiz, bu güçlü gemiyi gördüğümde, maddeyi köleleştiren insanın yaratıcı dehası aklıma gelirdi. Ama şimdi, yanımda, insan kılığında evcilleşmemiş bir madde yatmaktaydı.