Sükünet, iç huzur demektir ve bir insan, fıtratının gereğini yapmadığında iç huzuru yakalayamaz. İç huzurunu yakalayan insanların kalplerine baktığınızda, kalbinin dalgasız bir deniz gibi sakinlik içinde olduğunu görürsünüz. Yakalayamayanların ise dalgalı ve hırçın bir deniz gibi huzursuz olduğuna şahit olursunuz. Her insanın dünya cihetinde elbette sorumlulukları vardır ama bunun da bir sıralaması vardır. Kişi, önce kul olarak yapılması gerekenleri yapmalı, sonra dünya işlerine dalmalıdır. Aksi taktirde, esas yapılması gereken kulluk vazifesi geri plana atılıp dünyaya dair sorumluluklar ilk sıraya alınınca, kişinin evvela iç huzuru kaçar. Bir insandan iç huzur giderse, ardından saadet ve istikrar da gider. Sonra da insan küçücük bir imtihanda yıkılır.
Demek ki Allah(c.c.),bir işi oldurmak istediğinde, şartları akıllara gelmeyecek ve hayret verici bir şekilde yaratır.Bizler ise malesef Allah'ı(c.c.) hatırlamadığımızdan
dolayı birçok küçük meselede boğulur dururuz.
Çünkü biz, evimize uzak diye hizmet yolundan,belimiz ağrıyor diye namazdan,hırs damarından dolayı Allah'ın(c.c.)emrettiği faiz yasağından dönen insanlar olduk.Beş lira kar edeceğim diye yalan söyleyen kişiler olduk.