Nasıl ki yerleşim yerını, yani "içeri"yi tekin olmayan
"dışarı"dan bu ateş kapısı ayırıp konıyorsa her evin de
konıyucu bir tanrısı vardı. Bu tanrı, kapının sövesinde,
çoğunlukla da eşiğindeydi. 8 Genelde bulundukları evin
halkına iyilik yapan bu nıhlar, herhangi bir şekilde küstürülüp
incitilirse eve hastalık, bela veya çeşitli rahatsızlıklar
getirebilirlerdi. Bu yüzden bu iyeleri selamlamak
gerekirdi. Roux, eşik tanrısı inanışının günümüz Anadolusunda
kaybolduğunu söylerken yanılmaktadır. İster bir
mabete girilsin ister bir eve, dış dünyanın tozu toprağıyla
kirlenmiş ayakkabılar eşikte çıkarılmaz mı? Hatta bazı
yerlerde ayakkabılar eşiğe paralel dunıma getirildikten
sonra giyilir. Böylece kapıdan çıkarken eşiğe sırt çevrilmemiş
olunur. Pek çoğumuz çocukken eşiğe oturmamamız,
basmamamız, içeri sağ ayakla ve besmeleyle girmemiz konusunda
uyarılmışızdır. Sövelere, eşiklere asılan pek çok
tılsım da büyük bir ihtimalle bu eski tabuyla ilişkilidir.
Örneğin dükkan kapısının üst sövesine asılan yolda bulunmuş
bir nalın müşteri çekeceğine inanılır.9 Bektaşilikte
ayinlerin yapıldığı Meydan Evi'nin eşiğine basılmaz; mana
aleminin kapısını simgelediği için saygı gösterilmesi
gerekir. 1 0 "Eşik öpmek" bir alçak gönüllülük ve teslimiyet
ifadesi olarak, sol diz üzerine çöküp, elleri eşiğe koyup her
bir eli bir kez öpmektir. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini
öpmesine "eşiğe baş koymak" denir. Farsça eşik anlamına
da gelen asitane, tasavvufi edebiyatta tekkedir, şeyhin
kapısıdır; mürit oradan himmet umar. Eve eşik aşılarak,
odaya eşikten geçilerek girildiği, dışarıdan içeriye girmekle
zahirden batına, dıştan içe ulaşıldığı, dergahtaki, evdeki
olgun erlere, mürşide erişildiği, bu ulaşmaya, bu erişmeye