Bir kelebek ömrü kadar kalıp gittiler. Seslerinde ilk gramofonların özlemli tınısı vardı. Doktorun dediği gibiydiler; hiç ayrılmadılar birbirlerinden; otururken de, yürürken de el ele, göz gözeydiler. Şaşırdı görenler;” Bu nasıl sevmek?” dediler, inanamadılar.
Durmadan bizi boğan ve ne yapsak susturamadığımız acılar içindeysek ve en büyük mutluluğu o acıları çektiğimiz dünyadan çekip gitmekte görüyorsak, ne yapabiliriz ölümü istemekten başka? Ama düş kurup düşünelim bir an; ya ölümün olmadığı bir dünyadaysak ya ölüm yoksa? Ne gelir elimizden, ne yaparız? Hiç. İşte en korkuncu, en dayanılmaz acıların; öyle bir acı ki bilinçlerin sonsuz yangını, ölümsüz işkencecisi.