Muğla Üniversitesi Radyo-TV mezunuyum. Muğla medyasında aktif çalıştım, Muğlada Green Box’ı yaygınlaştırdım ve Muğlada After Effects’in ders programına girmesinde rol aldım. Muğla’nın ilk web TV’sini kurdum.
Seyyar satıcı: Ne halt ediyorsun?
Müşteri: Efendim?
Seyyar satıcı: Sordum ya, ne halt ediyorsun?
Müşteri: Kitaplarınıza bakıyorum.
Seyyar satıcı: Bakıyorsun da ne olacak?
Müşteri: Güzel olursa satın alayım diye.
Seyyar satıcı: Satın alsan ne olacak?
Müşteri: Satın alayım ki okuyayım.
Seyyar satıcı: Okusan ne olacak?
Müşteri: Okuyayım ki anlayayım.
Seyyar satıcı: Anladıklarını bugüne kadar hiç uyguladın mı?
Müşteri: Hayır.
Seyyar satıcı: O zaman neden bir kitap daha satın almak istiyorsun?
Müşteri: Amca, siz satış yapmak istiyor musunuz?
Seyyar satıcı: Hayır.
Müşteri: O zaman burada ne işiniz var?
Seyyar satıcı: Acı çekiyorum…
Müşteri (iç ses): Öyleyse çek, canın çıkana kadar…
Seyyar satıcı: Efendim?
Müşteri: Bir şey demedim.
Seyyar satıcı: O zaman boşalt burayı, rüzgâr gelsin…
Biz kimseye tesadüfen aşık olmayız. Bilinçdışımız, bizi çoktan tanıdığı kişilere çeker. Bu, kader değil; ruhsal yapımızın ve çocukluktan gelen örüntülerin tekrar etmesidir. Bir kalabalığın içinde bakışımızın tek bir kişide durması, rastlantı değildir. Gizli arzularımız, korkularımız ve eski yaralarımız, kimi seçeceğimizi belirler. Çoğu zaman ilişkilerde, ebeveynlerimize benzeyen ya da tanıdık duygular uyandıran kişilere yöneliriz. Bu yüzden aşık olduğumuzda sormamız gereken soru şudur: Bu seçim iyileşme mi, yoksa tanıdık bir yaranın yeniden sahneye çıkışı mı?