Vatan kelimesi gibi, kavmiyet de Arapça etimolojiye sahiptir fakat modern siyasi anlamdaki vatan kullanımı ilk defa Türkçede olmuştur. Yeni, Batılı fikirler için yeni kelimeler arayan ve kazandıran ilk Müslüman dil, Türkçedir.
İlk kez, pan-Türkizm rüyalarını gerçekleştirmek için ciddi bir olasılık ortaya çıkmıştı. Şair-sosyolog Ziya Gökalp'ın kelimeleri ile;
Düşmanın ülkesi viran olacak,
Türkiye büyüyüp Turan olacak.
Türkiye, bölgedeki en gelişmiş ve en güçlü ülkeydi, en eğitimli ve deneyimli ulustu, Avrupayla ilişkisi en eskiye dayanan ve ona en yakın olandı. Bu nedenle yeni fikirlerin ilk önce Türkler arasında görülmesi ve oradan kendi tebaasına ve komşularına aktarılması doğaldı.
Avrupalı siyasi fikirlerin etkisine girene kadar, Araplar da Osmanlı İmparatorluğu'nun tebaasıydı, fakat kendilerine özgü dilsel ve kültürel kimliklerinin ve bunlara baglı tarihsel mazinin farkında olarak. Ne ayrı bir Arap devleti kurma anlayışına sahiplerdi ne de Türklerden kopmak için ciddi bir istekleri vardı. Üstelik kesinlikle, sultanların Türk olduğu gerçeğini sorgulamadılar. Aksine, Türk olmasalardı bunu yadırgarlardı. Bu yüzden yabancı kavramı, toprak bütünlüğüne dayalı devlet fikrine aitti. Arapçada, Arabistan diye bir kelime, Türkçede ise modern zamanlara kadar Türkiye diye kelime yoktu.
1861'de, o sıralarda çok da sıkı bağları bulunmayan bir Osmanlı metbusu olarak özerk bir monarşiyle yönetilen Tunus Beyliği, bir İslam ülkesinde ilk defa olmak üzere bir anayasa ilan etti. Tunus Bey'i, devletin ve dinin başı olarak kaldı, kendisi ve nazırları için yürütme yetkisini korudu. Ancak bu nazırlarla birlikte, beş seneliğine kimi kendisinin atadıgı kimisiyse oybirliğiyle seçilen altmış üyeli bir Büyük Meclis'e karşı sorumluydu. Yargı yetkisi, bağımsız bir yargı tarafindan uygulanıyordu.