"Köprü, Diyarların Kapısı, Gümüş Yürek... Senin gibisini tanımadım daha önce. Yol senden yana olsun."
"Yol senden yana olsun, Eira Morwen. Seni bekleyeceğiz. Sakın kaybolma."
"Sen karanlıktan korkar mısın?"
Korktuğum geceleri, soğuk bir bodrumu, kocaman çukur gözleri ve gölgesi devasa köşkü düşündüm. Ama sonra bakışlarım Bast'ı buldu, onun şimdi bana bakan mot gözleri de karanlıktı. Avucumu boynumun altına yerleştirdim. Elimin altında kıpırdandığını hissedebildiğim bir korku yoktu. Bast'ın ellerindeki karanlıktan, yıldızların arkasındaki gece, Nos'un gözlerinden ya da saçlarından hiç korkmamıştım.
"Eskinden korkardım."
"Sonra ne oldu?"
"Sanırım... Yalnızca bu dünyadaki bazı hâllerinin ürkütücü olduğunu öğrendim. İçten içe onu sevmeye başladım çünkü bunca zaman çok sevdiğim birine göz kulak olmak konusunda iyi iş çıkardı."
"Onu uyandıracağız."
"Seni ona götüreceğim, Tiwaz. Bir kez olsun sana benim önderlik etmeme hazır mısın?"
Tiwaz gülümsedi, gülümsemesi genişledikçe genişledi. Bunu evet, olarak kabul ettim.
"Zaina... Sizi her şeyden çok seviyorum. Hem de her şeyden. Size her şeyden çok güveniyorum. Şimdiyse sizin bana güvenmenize ihtiyacım var. Başarabileceğime değil de... Bir kez daha denemem gerektiğine canı gönülden inanıyor oluşuma güvenmeniz gerek. Bana inanmanız gerek."
"Ben inanıyorum." Gözlerimin dolu oluşu yüzünden Bast, okyanusa teslim olmuş gibi gözüküyordu. Gülümsedim. Gerçekten gülümsedim. Sanırım Bast da gülümsediğinde hakikatten gülümsedi. Dudakları da yanakları da pembeydi. "Bu güzel, çünkü geçen seferki gibi yardımına ihtiyacım olacak. Ama Bast..."
"Anlaşmalardan sıkılmadın mı, Eira? Çünkü ben çok sıkıldı. Sen benim... Arkadaşımsın. Sana yardım edebileceğim için edeceğim. Bir anlaşma yüzünden değil. Ama bana bir söz vermelisin."
"Nedir?"
"Kendin olarak geri döneceksin. Üzgün de olsan... Mutlu da olsan. Eira -Beyaz Deniz- Karlorian olarak."
Ben uyanmaktan, savaşmaktan, yaşamaktan, yeni yollar bulmaya çalışmaktan ya da kendimi bir sonraki ana taşımaktan vazgeçmem. Yürümekten vazgeçmem.
Ben vazgeçmem.
"Söz, Bast."
"Vazgeçemem, Marlo. Vakti zamanında insan dünyasına dönmek arzusu içimde nasıl harlı yandıysa Nos'u bu topraklara döndürmek arzusu da onun gibi yakıyor içimdeki her şeyi. Şans, belki de ömrümde ilk defa ikinci kez çalıyor kapımı. Şimdi onun sesini nasıl duymazlıktan gelirim? Bir sebepten onu duymazlıktan geldim ve şans nihayet gürültü yapmaktan bitkin düşüp vazgeçti diyelim, farklı davransaydım olabilecekleri düşünmekten huzursuz uykulara dalmaya nasıl fırsat bulurum? Nos benim için ait olduğu siyaha karşı savaş açmaya söz vermişken ben, içinde onsuz durmaktan büyük rahatsızlık duyduğum aydınlıkta nasıl yaşarım?"
"Tiwaz, birini ölümden geri getirebilir mi?"
"Tiwaz birini uykusundan uyandırmayı bilir!" Sonra ellerini çırptı."Kimi uyandıracağız?"
Böylece kayan yıldızın dileklerimden hangisini gerçekleştirmeyi seçmiş olduğunu nihayet öğrendiğime inandım:
Tanrı'nın bana tanımış olduğu kaderini yönlendirme hakkının vakti geldiğinde bileyim.
Yıllardır tuttuğum yalnız nöbetin sonlanması gerekiyordu artık. Ya Nos'u getirmeyi başaracaktım ya da başaramayacaktım. Başarısızlık beni eskisi kadar korkutmuyordu. Ama Nos'u geri getirme fikri, ilk günkü kadar heycan vericiydi.