Fakat gözlerindeki mor renkli delice parıltı, giysilerinin aksine karanlık tarafından yutulmadı. Belki siyah, bu yüzden Bast'ı sevmiyordu. Onahiç bir zaman tam anlamıyla sahip olamayacağı için. Bir çift parlak mor göz; karanlığı kapanmadıkları sürece her daim rahatsız edeceği, böleceği için. Bast, bir başka geceye karşı galip gelemezdi belki ama bu gecenin kolları hiç de kuvvetli değildi.
"Sen onları görmemiş olsan da onlar seni görmüştür. Seni sevdilerse gönlünden geçeni de yerine getirmek isteyebilirler."
"Tuttun mu?"
"Neyi?"
"Dilek, Eira"
"Evet, tuttum." Yalan söyledim çünkü ne dileyecektim ki? Dileyecek ne kalmıştı sanki?
Ne dileyeceğini biliyorsun, Köprü. Gümüş yüreğinde ona kavuşma arzusu yatıyor hâlâ.
Ona zaten kavuşacağım. Bu bir dilek olamaz.
Derin bir nefes aldım. Soğuk hava öyle temizdi ki... Rüzgâr ciğerlerimde keyifle dolaştı, orada kalmak istedi. Bir süreliğine kaldı fakat sonra ait olduğu yere, yıldızlara doğru üfledim onu. Birden fazla dilek dilediğimi de o zaman fark ettim. Ve böylece Doktor'a yalan söylemedim.
Tanrı'nın bana tanımış olduğu kaderini yönlendirme hakkının vakti geldiğinde bileyim. Bana verdiği izni gördüğümde tanıyabileyim. Zaina'nın anlaşmasının akıbetinin geçersizlik olduğunu öğreneyim. Marlo'yu, Zaina'yı, Kai'yi ve önemsediğimi reddedemeyeceğim, şimdi aynı güvertede uyuduğum diğerlerini güvende tutabileyim. Bast'la Maça'nın davasını kapatabileyim ve Aldin'e, Gümüştepe'ye, yeniden Aldin'e ve yeniden Gümüştepe'ye dönebileyim.
Doktor'a yalan söylemedim ama yıldızın beni sevip sevmediğini, sevdiyse de az önce kayan yıldızın kendisinden bile hızlı bir şekilde gönlümden geçmiş olan dileklerden hangisini seçtiğini bilemedim.
İçimden alnına bir öpücük kondurmak geçti, belki Zaina'nın da öyle. Çünkü Bast'ın diğer her şey bir yana, şefkate ihtiyacı vardı. Ihtiyaç duyduğunu ölüm döşeğinde bile itiraf etmeyeceği bir şefkate...
Ama kaptan kamarasına dikkatlice çekmeden hemen önce Bast'ın alnını öpüp üzerindeki kat kat örtüyü düzeltmedik.
Hırsız Kral; şefkate alışkın değildi, onu görse tanımazdı. Vahşiliğinin bir kısmının da buradan geldiğini inanıyordum. Alnına kondurduğumuz öpücük yüzünden ya da biz örtülerini düzeltirken uyanırsa aklına gelecekler her ne olursa olsun ona. duyduğumuz sevecen duyguların varlığı aklının kıyısının köşesine uğramazdı. Ama onu kim suçlayabilir miydik ki? Bast şefkate alışkın değildi. Zaina'nın alışkın olduğu gibi ya da benim ve Marlo'nun alışkın olduğu gibi, hiç.
Hayır, Maça'nın kamarasından ayrılıp dışarıda yeni başlayan kar yağışı yüzünden hızlı adımlarla güvertenin aşağısına inmeden önce elimizi yanağına koyarak Bast'ın ateşini son kez kontrol etmedik ya da alnına düşmüş saçlarını geriye doğru etmedik. Yine de kapıyı çekmeden önce durup, "İyi geceler, Bast," diye fısıldamaktan alıkoyamadım kendimi.