'O sene üniversitelere başörtüsüyle girmek yasaklandığı için tüm kayıtlar tek elden olsun diye Eczacılık Fakültesi kantininde yapılıyordu. Görevliler bana okul girişinde başımı açacağımı ve kesinlikle sorun çıkarmayacağımı beyan eden bir dilekçe yazdırıp imzalattılar. İkinci aşama ikna odasıydı. Israrla buna gerek olmadığını zaten başımı açmayı kabul etmesem kayıt olmaya gelmeyeceğimi söylememe rağmen perdelerle bölünmüş odaya girmek zorunda kaldım. Kabinden çıktığımda içeride; birkaç öğrenci, memurlar ve inzibat görevini üstlenmiş çoğu doçent veya profesör olan öğretim görevlileri kalmıştı. İşlemlerin geri kalanlarını tamamlayarak son aşama olan kimlik kartımı almak üzere masaya yanaştım. Yaşatılan her engelde içimden bir ses 'Çek git evine! Aç mısın açıkta mısın? Sana mı kaldı ülkene faydalı olmak?!' derken daha derinlerden bir ses 'Hayır! Onların amaçları da bu, az kaldı dayan' diyordu.Masadaki görevlinin uzattığı kimliği almak üzereyken bir el benden önce davrandı ve kimliğimi aldı. Şaşkınlıkla döndüğümde kimliği alanın az önce kuytu bir yerde Yekta Bey diye hitap ettiği kişiye 'Evet tabii her şey yolunda...' gibi cevaplar veren yakasında profesör yazan beyaz önlüklü bir bayan olduğunu gördüm. Kendisini çok daha sonraları televizyonda görünce tanıdım ve Meclis'e girmekle ödüllendirildiği bu çabalarının boşuna olmadığını o zaman anladım. 'Kimliğimi alabilir miyim?' dediğimde bana: 'Önce başınızı açınız' dedi.Şaşkınlıkla sadece kayıt olmaya geldiğimi, derslere gelirken zaten açacağımı söyledim. 'Başınızı açarak okula gireceğinizi burada ispatlamanız gerekiyor' dedi.İtirazlarıma aldırmayarak 'O halde kimliğinizi alamazsınız' diyerek cebine koydu ve kapıya yöneldi. O anki duygularımı ne anlatabilirim ne de kimse anlayabilir. Yüreğim adeta sırça bir kutuydu ve