İkisi de sevmişti.
Biri korkarak, biri cesurca.
Zamanla anladılar ki, aşk bazen iki kişinin aynı anda aynı şeyi hissetmesi değil, farklı anlarda aynı yarayı taşımasıydı.
Kadın bekledi, adam sustu.
Adam sustukça kadın yoruldu.
Ve yorulan her kadın gibi bir gün, sessizce gitmeye karar verdi. Ne bağırdı, ne kırdı.
Sadece yavaşça gitti.
Adam bunu fark ettiğinde, çok geçti.
Ama garip olan şu: Kadın gitmişti ama hâlâ onun fincanını yıkıyordu.
Yastığını düzeltirdi.
Penceresini açık bırakırdı.
Kadın gitmişti ama adamın kalbinde hâlâ yer açıyordu ona.
Ve adam da her sabah uyanıp hâlâ "gitti mi gerçekten?" diye soruyordu kendine.
Sonunda ikisi de başkasını sevmeye çalıştı.
Ama ne zaman biri "Seni seviyorum" dese, ikisinin de aklına aynı cümle düşüyordu:
"Bu cümle daha önce daha gerçekti..."
İşte böyle…
Onlar birbirlerini sevemediler belki,
Ama hiçbirini de onlar gibi sevemediler.