|| 60 sayfalık, mis gibi kokulu, bir balık ayraçlı ama dünyada benim gibi düşünen insanlar varmış dedirten güyâ - çocuk kitabı - bir çok ‘yaş büyüklüğü’ dışında bir büyüklük taşımayan insanların akıl sır erdiremeyeceği dersleri veren bir kitap. Beni bu kadar sivri konuşturan şey, kendimi ve çevremi idrak etmeye başladıktan sonra kafamda koyduğum şiarların akıl almaz hırçınlığı olsa gerek. Ne zaman bir yazı yazsam, bir toplulukta konuşsam hep ‘dünya çok küçük, herkes aynı düzlemin üzerinde, basamaklar yok, yükseltiler yok sadece mesafeler var, bir insan bir yere ulaşmışsa siz de oraya ulaşabilirsiniz. Sadece yürümeniz lazım. Tırmanmanız değil, sabırla zekice yürümeniz. İnanmanız lazım. Bu hayat her olanağın yaşanabildiği yerdir. ‘ derim. Belki haklıyım, belki de sadece görmem gerekenleri gördüm. Fakat insan hayatı, dört duvar arası, kendini geliştirmeden yaşanıp ölecek bir yer değil. İllâ ki öleceğiz, en azından yaşayarak ölelim. Birilerine ilham olalım. Küçük Kara Balık kitabında bunların yazacağı, aklımın içini yazacağı hiç aklıma gelmezdi. Küçük kara balık gözüne uyku girmeden günlerce düşündü, onca yaşlı insanın lafına, yapamazsın edemezsin demesine aldırmadan sürekli yüzdüğü sulardan önce ırmağa sonra denize açıldı. Bir sürü hayvan ile tanıştı, doğru söyleyeni ve yalancıyı gördü. Yeni yerler keşfetmek istiyordu. Okyanusa ulaşamadı belki ama denizi gördü. En son bir balıkçılın karnında bir daha kimse ondan haber alamadı. Öldüyse istediği yolda öldü, gördü ve öldü. Ve küçük kara balığın hikayesini dinleyen 12bin minik balıktan, 11999’u uyudu. 1 tanesinin gözüne uyku girmiyordu. Çünkü içinde denizi görme isteği doğmuştu. Küçük kara balık ilham olmuştu. Hayatta bir avuç toprak olup gitmek isteyenlerden değil, bir kalbe dâhi olsa dokunup gidenlerden olun. Çünkü hayat,