Tyson’ın ağlamasını kesmek için ona öğle yemeğinde fazladan fıstık ezmeli sandviç almaya söz vermek zorunda kaldım.
“Ben… Ben ucube miyim?” diye sordu.
“Hayır,” dedim dişlerimi gıcırdatarak. “Esas ucube Matt Sloan.”
Tyson burnunu çekti. “Seni iyi bir arkadaşsın. Seni özleyeceğim, eğer seni… Seni…”
Sesi titriyordu. Gelecek sene toplum hizmeti projesi için tekrar buraya çağrılıp çağrılmayacağını bilmediğini anladım. Müdür bu konuyu onunla konuşma zahmetine girmemiş bile olabilirdi.
“Dert etme, koca adam,” demeyi becerdim. “Her şey yoluna girecek.”
Tyson bana öyle bir minnetle baktı ki kendimi büyük bir yalancı gibi hissettim. Onun gibi bir çocuğa neyin yoluna gireceğine dair söz verebilirdim ki?