Saye

"Uhud Günü'nden daha çetin bir gününüz oldu mu ey Resulallah(s)?" Tebessüm ettikten sonra, hüzün bulutları kaplamıştı gözlerini... "Evet... Taif Günü'nü unutamam..."
Reklam
Bir gece Resulallah(s) Rabbi tarafından harikulade bir yolculuğa çıkarılmıştı... İsra gecesiydi o gece... Bu gök yolculuğunun başlangıç noktadı Mescid-i Aksa'ydı... Cenab-ı Allah, Resulüne(s) gökleri, Kudüs-ü Şerif'ten açmıştı. Yüz seneler öncesi büyükninesi Hz. Hacer'le büyükatası Hz. İbrahim'in ve bebekleri Hz. İsmail'in çıkartıldığı Kudüs'e... Asırlar sonrası... Mekke'deki menzilden, yeniden dönüş... Göklere çıkmazdan evvel Kudüs'ün selamlanışı ve göklere merdivenin Mescid-i Aksa'dan açılmadı... Fevkalade bir gece yolculuğuydu işittiğimiz...
O(s), bütün dilleri biliyor. Çocuklarınkini... Kızlarınkini... Kölelerinkini... Yoksullarınkini... İhtiyar kadınların, yersiz yurtsuzların, acemilerin, gariplerin... Hepimizin dillerini biliyor... O, gönül alıcıların en muhteşemiydi. Jest sahibi, çok kibar bir kimseydi. Kimsesizlerin kimsesiydi...
"Şüphe yok ki Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlardan Allah'ın. Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi." (Benat Suat)
"Yaşamak dediğiniz nedir bin yıl yaşasa bile Eninde sonunda insanoğlu o kanbur tahta kuyuya girmeyecek, binmiyecek mi?" (Benat Suat)
Reklam