“Yüzü Tanrının sureti olarak yaratılmış bir varlık, bu iç bulandırıcı esprilere nasıl gülebilir? Azıcık hassas olan her burun, bu pis kokulardan sakınmak için, dehşet içinde oradan uzaklaşmaya çalışır. Bir insanın, kendisine bütün dürüstlüğüyle elini uzatan birinin arkasından gülmekle, hayat boyu içinden çıkamayacağı bir batağa saplandığını anlamaması, inanılır gibi değil gerçekten..”
“Swann'ın aşkı da öylesine ilerlemiş bir hastalıktı, Swann'ın bütün alışkanlıklarına, hareketlerine, düşüncelerine, sağlığına, uykusuna, hayatına, hatta ölümden sonrası için arzuladıklarına öylesine nüfuz etmişti, Swann'la öylesine bir bütün teşkil ediyordu ki, Swann'ın kendisini de paramparça etmeden bu aşkı ondan söküp atmak mümkün değildi..”
“..aşkı, fiziksel arzunun çok ötesine uzanmaktaydı. Aşkının kapsamı içinde Odette'in şahsı bile artık pek fazla yer kaplamıyordu. Bakışları masasının üstüne, Odette'in fotoğrafına iliştiğinde veya Odette kendisini ziyarete geldiğinde, bu etten kemikten görüntüyü veya kartondan sureti, daima içinde taşıdığı sancılı ve kesintisiz heyecanla bağdaştırmakta güçlük çekiyordu. Adeta şaşırarak, tıpkı hastalığını ansızın karşısında somut bir varlık olarak gören ve gördüğü şeyi çektiği acıya benzetemeyen bir hasta gibi..”
“..bildiğimiz şeyleri, avcumuzun içinde tutamasak da zihnimizde kullanıma hazır bulundururuz ve bu da bize, üzerlerinde hâkimiyet kurduğumuz yanılgısını yaşatır.”