Mükemmeli ararken, hırs ve ihtiraslarımızın karanlık sularında
boşa kürek çekerek, yönümüzü kaybediyoruz... Hijyen takıntısı olan bir
insanın “Ben el değmemiş domates yerim, mikroplardan uzak” demesi
kadar komiktir aslında ütopya peşinde olmamız.
İçki içmene karışırlar, kendileri de içer, zinaya karşıyız der, zina
yapar, mini etek giyene, dekolte giyene karışır, amacı ahlak bekçiliği
değil, açıkta gördüğü alanlara ulaşamamanın verdiği, hayvani dürtüdür.
Farklı olana tahammül edemeyen, hayatı yaşmak yerine insanları
kısıtlayarak, kendi dar fikir fanusuna bizleri de çekmeye çalışan
insancıklardan nefret ediyorum.
Felsefi, tanımlarla süslenmiş yalnızlığın erişilmez hazzı ideası insana
ters. Yalnız insan, susuz kalmış çorak topraktır. Toprak sudan uzak
kalır, alışır, kupkuru kalır ama suya kavuştuğu anda bağrını açıp onu
kucaklar. Uzun lafın kısası, yediğiniz darbelerden sonra kabuğunuza
çekildiğinizde, her daim orada kalacağınıza inandıran ruh halinden
kurtulun. Daraldığımız vakit, “Çıkıp bir hava alayım, iki insan göreyim”
diyen biz değil miyiz?