Güven vermeyen kişilerin güven arıyor olması da ironi
içeriyor. Ağaçların dallarını kırıp gölge arayan, kirlettiği suya muhtaç
kalıp susuzluktan yansa o sudan içemez...
Sizi günlerce aramaz sormazlar, işi düşünce sahte samimi olmaya
çalışırlar. Geniş arkadaş çevresine sahip olmamız, sosyal insan olmamız
anlamına gelmez.
Benliğimizle değil, topluma hoş görünme güdüsüyle hareket
ediyoruz. Gerçekleri savun, yalan söyleme, dik dur, iki gün sonra aforoz
edilirsin. İşyerinde haksızlığa uğradığında sesin çıksın, ya sürgün yersin
ya da işten kovulursun. Bu zihin mekanizmasına sahip bir toplumda,
çocuğunuzu doğru ol, dürüst ol, şerefli ol diye büyütüp kurtların arasına
salıyoruz. Olması gereken şekilde yetiştirilen çocuk, büyüyüp gerçek
hayatı gördüğünde, sudan çıkmış balığa dönüyor.
Doğaya zarar vererek yapılan her iş, bize ekonomik
yarar sağlasa da yaşam kalitemizi mahvetmektedir. Doğayı katlederek
kazanılan para, böbreğini satıp hayatına devam eden insan misalidir.
Paran var, sağlığın yok…
Kitap okumaya, tiyatroya gitmeye,
çocuğumuzla ilgilenmeye, check-up yaptırmaya, vaktimiz yok ama
saatlerce televizyon izlemeye, gezmeye, halı sahada maç yapmaya,
kuaföre gitmeye, saatlerce makyaj yapmaya, akıllı telefonla uğraşmaya
vaktimiz var. Zamanımızın olmadığını öne sürüp zamanımız yok
yalanını, kaçış olarak kullanıyoruz. Birinin size, “Zamanım yok, kafamı
kaşıyamıyorum” demesinin altında yatan gerçek şu: sana zaman
ayıramam, o kadar önemli değilsin, öncelikte değilsindir