S E H E R

S E H E R
@Sdgr
YaIanIamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabuIIenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyasIamak ve düşünmek için oku! 
Öğrenci
Lisans
15 Şubat
43 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
“Aynı yerde kaldıkça, nesneler ve insanlar yozlaşır, çürür ve de leş gibi kokar.”
Reklam
Belki yaş da, o hain de ekleniyordur bunlara ve bizi beterin beteriyle tehdit ediyordur. Yaşamı dans ettirecek kadar müziğimiz kalmamıştır içimizde, işte bu. Tüm gençlik daha şimdiden dünyanın öbür ucunda gerçeğin sessizliğinde ölüvermiştir. Peki dışarıda nereye gidilebilir ki, soruyorum size, içinizde yeterli miktarda çılgınlık kalmamışsa? Gerçek, bitmek bilmeyen bir can çekişmedir. Bu dünyanın gerçeği ölümdür. Seçim yapmak gerek, ya ölmek ya da yalan söylemek. Bense asla kendimi öldüremedim
Sonuçta varoluşun neden olduğu en büyük yorgunluk belki de insanın yirmi yıl, kırk yıl boyunca, hatta daha bile uzun süre, aklı başında kalmak için harcadığı o olağanüstü çabadır, basitçe, derinden kendi, yani tiksindirici, dehşetengiz, saçma olmamak uğruna. Baştan veri olarak elimize tutuşturulan şu aksak ikinci sınıf insanı, sabahtan akşama kadar hep küçük evrensel ideal, birinci sınıf bir insan olarak sunmak zorunda kalmamız ne de büyük kabus. Ferdinand Celine
Gerçekleşmeyen her şeyin arkasında Allah’ın murad ettiği bir hayr vardır.
Gabriel Garcia Marquez, meşhur Yüzyıllık Yalnızlık isimli romanında bir köyden bahseder: Macondo köyünden. Bu köyde yaşayanlar uykusuzluk hastalığına yakalanırlar. Köyde kimse ne gece ne gündüz uyuyabiliyordur. İlk başlarda durumdan keyif alırlar çünkü uyumadıkları için daha çok çalışabiliyor, daha çok konuşabiliyor, daha çok eğlenebiliyorlardır. Ancak farkederler ki uykusuzluk unutkanlık yapmaya başlamıştır. Herkes gün be gün bir şeyleri unutuyordur. Her şeyi unutmaya doğru giden bir sürecin başında olduklarını anladıklarında önlem almaya karar verirler. Her nesnenin üzerine bir kağıt yapıştırıp nesnenin ismini ve ne işe yaradığını yazarlar. Halen hatırlıyorken yazarlar ki unuttuklarında bu kağıtlar sayesinde hatırlasınlar. İneğin boynuna astıkları kağıtta mesela şunlar yazıyordur: “Buna inek derler. Süt versin diye her sabah sağılması gerekir, sütün de sütlü kahve yapmak üzere kahveyle karıştırılabilmesi için kaynatılması şarttır.” Bütün bunların yanında köyün meydanına da bir levha dikerler. Tek, sadece bir tane levha. Eşyaların ve hayvanların üzerindeki yazdıkları uzun yazılardan farklı olarak levhada sadece şu yazıyordur: “Tanrı Vardır.” Bütün bilgilerden bağımsız olarak akıllarında tutmak zorunda oldukları tek ve yegane hakikat olarak bu bilgiyi görürler. Her şeyi unutsalar da bunu unutmamaları gerektiğine inanırlar. Belki de her şeyi unutsalar da bunu unutmasalar yeter diye düşünürler. Biz de hem toplum olarak hem insanlık olarak türlü hastalıklardan muzdarip olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Hastalıklarımız arasında uykusuzluk da var uykuculuk da, unutmak da var hatırlamak da. Bizim de unuttuklarımızı hatırlatacak yazılara ihtiyacımız var. En çok da en öz hakikatin bilgisinin yazılı olduğu yazılara. O zaman yazalım hemen bir kenara: “Allah Vardır.” Bunaldık
Reklam