Gerçekten de, insan anlığı, dağınık olan ikincil nedenlerle uğraşırken, bazen bulduklarıyla yetinerek daha ötesine varamaz; buna karşılık, nesneler arasındaki zinciri, oluşturdukları birlik ve beraberliği tefekkür etmeye başladığında, kaçınılmaz olarak tanrısal öngörüye ve kutsallığa varır.
İnsanlar, kendi kafalarına göre, öyle değersiz karşı çıkışlar sergiliyor ve onları kelimelerle biçimlendirip mutlak ve değişmez kılıyor ki, sonunda anlam sözü yönetmesi gerekirken, söz anlama hükmeder hale geliyor.