"Karşımıza çıkan ve benim "Yazılmasa, okumasak ne kaybederiz?" diye merak ettiğim günümüz şiirinin anladığım kadarıyla belli başlı varlık nedeni güdük bir haberleşmeyi sağlayışındadır. Bu haberleşme geride bıraktığımız politik ortamda su yüzünde olan ideolojik kampların endişe ve isteklerinin bazı insanlarda henüz kaybolmadığını vurgulamakla yerine getiriliyor. Güdüklüğü de böylece ortaya çıkıyor. Yani bu "beyan" faaliyeti yürürlükteki düşünme düzeyine göndermeler yapmaktan fazlasını ya pamadığı gibi şiir dışındaki anlatım yollarının daha etkin olarak yerine getirebileceği bir görevi boşuna yüklenmiş görünüyor. Şiirin güdük bir haberleşmeden fazlasını yerine getiremediği gerçeğiyle yeni karşılaşmıyoruz. Türk şiiri uzunca bir süredir yeni bir atılım yaşayamayışının yavanlığı içinde ucuz başarı peşinde olanların açık alanı sanki. Şiirin olumsuz konumu üzerine homurdanmanın bize bir yarar sağlamayacağını bildiğimize göre bir çıkış yolu aramamız gerek. Varsa bir çıkış yolu bulabilmemiz ancak bulunduğumuz yeri iyi anlamamızla mümkün. Bulunduğumuz yerin "güdük bir haberleşme alanı" olduğunu kabul ve itiraf ederek bir açılıma hazırlanabiliriz.
"Bir halkın şiiri" diyor T. S. Eliot "hayatını halkın konuşmasından alır ve karşılığında ona hayat verir." Benimsemekte zorluk çekmeyeceğimiz bu yaklaşım güdük haberleşmeyi gürleştirebilir belki. Zira şiir adına bizi tedirgin eden onun bir haberleşme alanı oluşu değil, güdük kalışıdır. Halka ve halkın konuşmasına hayat verecek şiire ulaşmanın kestirme bir yolu var mı?"
"Okuyucu olagelen, oluşan şiirler değil, daha çok oluşumunu tamamlamış şiir verimleriyle bağlar kurabilmeye çabalıyor. Bunun da elbet üzerinde düşünmek gereklidir ama eğer doğmakta olan, doğması beklenilen şiiri hesap dışı bırakırsak yalnızca "müzelik" bir kültürle başbaşa kaldığımızı anlayabiliriz."