Sosyalizmin, yetkeye karşı bireysel bağımsızlığı, bireysel soyutlanma yerine dayanışmayı öne çıkarması, bu işçilerden pek çoğunun, kişilik yapıları gereği, istedikleri şeyler değildi. Devrimci liderlerin yanlışlarından biri, partilerinin gücünü, yalnızca bu fikirlerin yaygınlık oranına göre hesaplamaları ve ağırlıktan yoksun olduklarını gözardı etmeleriydi.
Bu görüntünün tersine, Protestan ve Calvinci öğretilerin çözümlenmesi, bu fikirlerin, seslendikleri insanların kişilik yapılarında bulunan kaygı ve gereksinimlere yanıt vermeleri nedeniyle, yeni dinin izleyicileri üzerinde etkili birer güç olduğunu göstermiştir. Başka deyişle, fikirler, yalnız ve yalnız, belli bir toplumsal kişilikte önem taşıyan özgül insansal gereksinimlere yanıt verdikleri ölçüde büyük birer güç haline gelebilirler.
Sözcükler, hakikati gizlemekte hiçbir zaman bugünkü kadar yanlış kullanılmadı. Yandaşlara ihanete barışçı politika dendi; askeri saldırganlık, saldırıya karşı savunma olarak kamufle edildi; küçük ülkelerin fethi dostluk anlaşması diye anılıyor; bütün bir halkın acımasızca ezilmesine, Nasyonal Sosyalizm deniliyor. Demokrasi, özgürlük ve bireycilik sözcükleri de bu şekilde kötüye kullanıldılar. Demokrasiyle faşizm arasındaki ayrımın gerçek anlamını tanımlamanın tek bir yolu var. Demokrasi, bireyin eksiksiz gelişmesi için gerekli ekonomik, siyasal ve kültürel koşulları yaratır. Faşizmse, hangi ad altında olursa olsun, bireyi, kendisinin dışındaki amaçlara boyun eğmek durumunda bırakır ve gerçek bireyselliğin gelişmesini köstekler.
Faşizmde özveri, insanın kendisini ortaya koymak için ödeyebileceği en yüksek bedel değil, kendi içinde bir amaçtır. Bu mazoşist özveri, yaşamın gerçekleştirilmesini, kendisinin yadsınmasında, benliğin ortadan kaldırılmasında görür. Faşizmin her alanda amaçladıklarının -bireysel ben-liğin ortadan kaldırılması ve tümüyle daha yüksek bir güce boyun eğer duruma getirilmesi amaçlarının- en uç noktadaki anlatımıdır. Cana kıyma nasıl yaşamın en uç sapkınlığıysa, bu da gerçek özverinin saptırılmış şeklidir.