Osmanlı lmparatorluğu'nun yıkılması
ile 30'a yakın ulus-devletin ortaya çıkmasına karşılık, bu toplulukları dinin dışında birarada tutacak hiçbir tarihsel, kültürel, siyasal olgu olduğu söylenemez
her peygamber kendisi ile birlikte getirdiği mesajı kavmine ulaştırırken, aynı zamanda o kavmin diline ilişkin kavramları sekülerlikten ayıklayarak tevhidi oluşturmak için dili de bir bakıma yeniden inşâ etmiş olurlar.
Oysa din her zaman öncelikle bir yaşama biçimidir ve
insanın sorunu da hep bu olmuştur. Diğer taraftan dini "entelektüel" olandan üstün kılan esas budur. Aynı zamanda Müslümanı modern dünyaya karşı güçlü kılan da budur. Çünkü bu
peygamberi bir gelenektir ve eğer modern dünyaya cevap gerekecekse; efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yaşayarak bize
örnek olduğu o yalın ve "fakir" hayatına talip olarak işe başlayabiliriz. Şüphe yok ki, böyle bir hayatın ödenmesi gereken
"bedeli" çok yüksek olacaktır. Fakat yeni bir gelecek için ödenmesi gereken "pahalı" bir bedel kadar tabii ne olabilir ki
Son yıllarda haberleşme araçlarının yaygınlaşması ile birlik te lslam dünyasında rasyonelleşme ve pozitivist ilkeler hayata ilişkin değerlendirmelerde belirleyiciliği
üstlenmeye başlarken; ilerlemeye duyulan derin arzu ve inanç,
modernitenin ticaret ve kar anlayışının sonucu var olmuş
araçlarını toplumsal hayata davet etmiştir. Sonra da form olarak islami kelimesi kullanılarak seküler/modern içerikleri
özümsenmiştir. İslami banka, İslami borsa, İslami hisse senedi, Müslüman işadamları, İslam kredisi ... vs