Ekip, öldürmeye, çalmaya ya da dokunmaya bile ihtiyaç duymayan bir düşmanla yüz yüze.
O sadece var — sessiz, karanlığın içinde nefes alan bir kabus gibi.
Varlığı bile ruhlarını sarsmaya, zihinlerini çökertmeye yetiyor.
Uzakta, gölgelerin ardında bekliyor;
Yavaş yavaş kendi akıllarının derinliklerinde kaybolurken, onları sessizce izliyor.
Her biri, kendi karanlığıyla, kendi hatalarıyla, kendi yansımasıyla yüzleşmek zorunda.
Ne kaçış var, ne de suçlayacak bir başka el.
Kurtuluş da, felaket de kendi içlerinden doğuyor.
Tıpkı Dante’nin dediği gibi:
“Ey buradan geçen, umudunu arkada bırak.”