Çöküşten yakınmıyorum, zaten çöküyordu, ben yeniden yapılanmaktan yakınıyorum, güçsüzlüğümden yakınıyorum, dünyaya gelmiş olmaktan yakınıyorum, güneşin ışımasından yakınıyorum.
İçimdeki korkunç seslere ve size aynı anda kulak veremiyorum ama o sesleri dinleyebilirim ve duyduklarımı güvenle, dünyada başka hiç kimseye duymadığım güvenle sana anlatabilirim
Daha doğrusu: yorgun değilsin aslında, endişelisin, her yanı tuzaklarla dolu şu yeryüzünde tek bir adım atmaya bile korkuyorsun, bu yüzden her zaman son derece temkinlisin, yorgun değilsin aslında, sen bu ağır endişeyi izleyecek olan ve gözlerini anlamsızca bir noktaya dikip kalmak şeklinde hayalinde canlanan o ağır yorgunluktan korkuyorsun.
Pekâla, senin durumun bu işte. Sende birkaç savaşım verdin, bu arada dostunu düşmanını mutsuz ettin ( hatta sadece dostların vardı, hepsi iyi, sevecen insanlardı, düşmanın yoktu), sadece bu kadarıyla sakatlandın, bir oyuncak tabanca gördüğünde titremeye başlayanlardan biri haline geldin ve şimdi, birdenbire kendini dünyayı kurtaracak büyük savaşa katılmaya çağrılmış gibi hissediyorsun. Bu son derece tuhaf bir şey değil mi?