Demek ki bir şeylerden çok korkuyorlardı. Ülkenin okuryazarlarını, aydınlarını susturma ve yok etme niyetleri, hem cehalet komplekslerinden, kendilerini bizim yanımızda aşağılanmış hissetmelerinden hem de işledikleri suçları ülkeye ve dünyaya duyurabilecek insanlardan kurtulma niyetinden kaynaklanıyordu galiba...
Bazı titiz mahkûmlar,kitaba ara verince sayfanın kıvrılarak işaret konmasına aşırı sinirleniyor, "Yapmayın be birader, bu ilkelliği bırakın, biraz kitaba saygınız olsun," diye sitem ediyordu.
Kaç kuşaktır herkesin başını ağrıtan o malum soru: Memleket nereye gidiyor, ne olacak bu işin sonu? Kim bilir kaç yüzyıldır bunu kaç milyon kişi sordu, şimdi sıra bizde.
Öyle bir karşılaşmaydı ki bu, güzelliğin; çok kullanılmaktan yıpranmış, yetersiz sözcüklerle tarif edilemeyeceği, dilin âciz kaldığı bir zirveye yükseldiğini hissetti.