Aslı Arslan’nın okuduğum ikinci kitabı olan Sokak Nöbetçileri kitabı Helin karakteri ağzından ele alınmış. Fakat şöylede bir gerçek var, kalabalık karakter kadrosu ile sevip sevebileceğimiz tüm karakterler başrol
Okuduğum esnada ne kadar anlamaya çalıştığım noktalar olsada Helin karakterine kızmadan edemediğim bölümler oldu. Yeri geldi çıldırdım, yeri geldi Battal boy çıldırdım. Sonuç ne mi? Şimdi bittiği için çıldırıyorum.
Siz okumadan önce söylemek istediklerim arasında kitabın bir duygu topu olması gerçeğide var. Her duyguyu -hepsini- dorukta yaşıyorsunuz. Sürekli karakter anıları zihninize nüfuz ediyor ve gün geçmiyor ki biz her bir anı için paramparça olmayalım…
Geliyorum konusuna:
Adeta yaralı serçe olarak adlandırdığım, her yarası taze Helin, Sokak Nöbetçileri grubuna ajan olarak gönderilir. Sokak nöbetçileri deyip geçmeyin. 5 kişi kan bağı olmaksızın ruh ile bağlanabilir mi? Bağlanmışlar. Her acı bir ilmek daha atmış bu beş kişinin bağına.
Helin ajan olarak çıktığı bu yolda daha kendi yaralarını saramazken kendini beş yaralı ortasında bulur. Planları, arzuları, ihanet isteği…tüm bunların hepsi bir anda bu beş kişinin ardında kalır. Tahminin ötesinde vicdan azabı ve tereddütün onu beklediğinden habersiz çıktığı bu yolda Sokakta büyümüş, beş kişilik bir aile Helin’in hayalleri , umutları, çocukluğu ve en önemlisi insanlığı olacaktır. Yankı kalbi olacaktır, Lâl sustukları, Mutlu neşesi, Işık güveni, bartu gücü olacaktır. Ama o bu yola…ihanet için çıkmıştı?