İlk önce anlatım dilindem bahsedeceğim. Ana karakterimizin ele alındığında 1. Ağızdan , erkek karakterimiz ele alındığında ilahi anlatım kullanılmıştı. Yani her anlamda doyurucu. Ben okurken akımına öyle kapıldım ki son kitap 1 günde bitti “E, konuya gel” dediğinizi duyar gibiyim.
Emma, kardeşi bildiği en yakın dostunu kaybetmesi ardından ciddi bir çöküntü içindeydi. O gün yaşananlar travma etkisini sürdürürken yine o gün tanıştığı Galen’in tesadüfen onun okuluna,sınıfına ve diğer tüm derslerine ortak geldiğini sanmaktadır. Tesadüf mü? Ah! Tabii ki o kadar kolay değildi. Sırlar uzun süre sular altında kalmıştı.
Emma, Galen sayesinde bir parçasının su altına , bir parçasının yeryüzüne ait olduğunu öğrendiğinde Galen’nin de bir yüzgeci olduğunuda öğrenmişti. Deniz altında bir krallık vardı. Peki bu krallık Emma ‘yı ve su altı prensi olan Galen’e aşkını kabul edebilecek miydi?
Galen’nin tek dileği Emma ile uzun, mutlu bir hayat sürmekti. Bunu yapabilecekleri tek yer suyun altında kalan bir krallıkken Emma’nın melez bedeni buna ne kadar müsaade edebilirdi?
Krallık Emma’nın yok olmasını istiyordu. Ama Galen’nin kalbi Emma için atarken bu hiç bir zaman diliminde mümkün olmayabilirdi. Yüzgeci ve krallığını feda bile edebilirdi. Fakat bir gün Emma’nın önüne başka bir kalp sunulmuştu. Tıpkı onun gibi birinin kalbi onun için daha iyi bir seçenek olabilir miydi?
10/10 yılın favorilerinden oldu bile
Aslı Arslan’nın okuduğum ikinci kitabı olan Sokak Nöbetçileri kitabı Helin karakteri ağzından ele alınmış. Fakat şöylede bir gerçek var, kalabalık karakter kadrosu ile sevip sevebileceğimiz tüm karakterler başrol
Okuduğum esnada ne kadar anlamaya çalıştığım noktalar olsada Helin karakterine kızmadan edemediğim bölümler oldu. Yeri geldi çıldırdım, yeri geldi Battal boy çıldırdım. Sonuç ne mi? Şimdi bittiği için çıldırıyorum.
Siz okumadan önce söylemek istediklerim arasında kitabın bir duygu topu olması gerçeğide var. Her duyguyu -hepsini- dorukta yaşıyorsunuz. Sürekli karakter anıları zihninize nüfuz ediyor ve gün geçmiyor ki biz her bir anı için paramparça olmayalım…
Geliyorum konusuna:
Adeta yaralı serçe olarak adlandırdığım, her yarası taze Helin, Sokak Nöbetçileri grubuna ajan olarak gönderilir. Sokak nöbetçileri deyip geçmeyin. 5 kişi kan bağı olmaksızın ruh ile bağlanabilir mi? Bağlanmışlar. Her acı bir ilmek daha atmış bu beş kişinin bağına.
Helin ajan olarak çıktığı bu yolda daha kendi yaralarını saramazken kendini beş yaralı ortasında bulur. Planları, arzuları, ihanet isteği…tüm bunların hepsi bir anda bu beş kişinin ardında kalır. Tahminin ötesinde vicdan azabı ve tereddütün onu beklediğinden habersiz çıktığı bu yolda Sokakta büyümüş, beş kişilik bir aile Helin’in hayalleri , umutları, çocukluğu ve en önemlisi insanlığı olacaktır. Yankı kalbi olacaktır, Lâl sustukları, Mutlu neşesi, Işık güveni, bartu gücü olacaktır. Ama o bu yola…ihanet için çıkmıştı?
Sokak NöbetçileriAslı Arslan · İndigo Kitap Yayınları · 202115,9bin okunma
Öncelikle kitapta olay akışı çok hızlı ilerliyordu. Örneğin baş inkar edip üzerine düşünmesi gereken ve ancak tüm bunlardan sonra ancak ikna olabileceği bir çok gerçeği çok çabuk kabullendi. Daha sonra ise daha önce de bashettiğim gibi klişeler ile karşılaştım. Ama sanırım bu duruma tadı tuzu diyeceğim. Ve bir başka takıldığım nokta ise, kitabı okurken öyle sahneler yaşandı ki, aşırı tanıdıklardı. Bu bana sanki okuduğum başka bir kitabın karakterini başka bir evrende okuyormuşum gibi hissettirdi.
Fakat yineden olay örgüsü o kadar sağlam ilerledi ki, vazgecmeden okudum
Konusuna gelecek olursak:
Akira, tehlikeli bir avcı topluluğunun değerli bir üyesi, bu topluluğun lideri olan babasının sağ koluydu. Bir gün kuzeni Shade'nin talihsiz ve kasıtlı cinayeti üzerine babası tarafından görevlendirilerek vampir bir prensin peşine düşen Akira, prens ile uzun bir zaman geçirmesi gerektiğini,ona kalbini vermesi için ikna edici olması gerektiğini biliyordu. Ama hiç öyle kolay olur muydu?
Vampir prens Colby ise üvey annesinin zihnine girip babasını öldürmesi sonucu kendi toprakları tarafından dışlanmış kaçak bir prensti.
Kader bir vampir ve bir avcı'nın iplerini çoktan, hatta yıllar önceden birbirine bağlamıştı. Fakat doğruların peşinden gidilmeli, ve masumlar icin savaş verilmeliydi. Bu savaş iki kalbi ayrı düşürebilir miydi?
Vampirler, kurt adamlar, cadılar, troller ve avcılar.. bu kitabın sayfalarında onlara dair her şeyi bulacaksınız.
Avcı'nın KızıMahinev Turan · Otantik Kitap · 2021230 okunma
Kitapla ilgili deli bahsetmek istediğim bir nokta var. Oda ben dili ile yazılmış şimdiki zaman kullanımı... İlk bölümlerde ciddi anlamda bundan rahatsızlık duydum. Çünkü alışmak bir yana cümleler yarım gibi hissediyordum. Fakat.... Kurgu sonlara doğru o kadar güzelleşti ve akıcı olmaya başladıki ben bu kusuru görmemeye başladım. Yine de anlatım biçiminde yapılacak değişiklikler ile bu kitabı battal boy sevebilirdim
Konusuna geldiğimizde:
Bir çok krallığın varlığının yanında derin suların altında başka bir krallık hüküm sürüyordu. Bu deniz altı krallığı sirenler, deniz kızları ve deniz adamlarından oluşurken, tahtta oturan siren Kraliçe baş karakterimiz olan Lira'nın zalım annesiydi.
Yıllar, asırlar boyu insanları avlayan sirenler ve intikam isteyen insanlar arasında dehşet verici bir nefret ve karşı konulması imkansız bir savaş büyüdü.
Lira on yedi Prensin kalbini sökmüş bir sirendi. Ve Lira'nın bu vahşeti ona saygıyla eğilmelerine neden oluyorlardı. Ona prens katili diyorlardı.
Bir de Prens Elian vardı tabii. Onu diğer Prenslerden ayıran özelliği tacı olan bir korsan olmasıydı. Özgürlük istiyordu, adalet ve barış istiyordu. Ama gelin görün ki bu Prense siren katili deniyordu.
Bir gün kader öyle bir oyun oynadı ki, suyun derinliklerinden kovulan Lira, Elian'nın korsan gemisine düştü. Her iki kişi içinde gerçekleri görmek için çok farkı kapılar aralanmışken aralarında ki çekim görülmemesi imkansız boyutlara gelir.
Yoksa Prens katili prense, siren katili sirene... Kalbini mi verecek?
Krallığı ÖldürmekAlexandra Christo · Martı Yayınları · 20201,292 okunma