Kendine Ait Bir Oda

çiçekler pes etmedikçe, diyorum kendime, babam da iyi olacak, orada iyi olmanın tüm belirsizliğiyle birlikte.
Reklam
Sahibinin ölümünü en son köpeği kabullenir. Homeros'un Odysseia'sından bildiğimiz gibi, onu en son unutan da odur. Yirmi yıllık yokluğundan sonra, kanıta ihtiyaç duymadan kahramanı ânında tanıyan tek varlık Odysseus'un köpeğidir, zayıflayıp güçten düşmüş ama sonuna kadar beklemiş ve sadece kuyruğunu sallayacak gücü kalmıştır - seni bekledim, buradan hiç ayrılmadım, şimdi artık ölebilirim.
Neden kimse bize nasıl ölündüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez?
Kanser hastasının mitolojisi yoktur, kanserden ölmenin romantizmi yoktur. Bakışlar üzerinden kaçırılır. Hastalık sizi içten fetheder, yiyip bitirir. Sadece saydam derinin altından beliren kemikler kalır. Verem hakkında şiirlerimiz ve Büyülü Dağ’ımız var, ama kanser için bir büyülü dağ yok. Kanserin büyüsüz dağı.
İnsan kendine şöyle der — böyle acı çekmektense iyisi mi şimdi, hemencecik öleyim. Acının fiziği, insanı ezici boşluktan ve yüz yüze geldiği ölümün o metafizik hiçliğinden kurtarır.
Reklam