İman, yalnızca inanmak değildir.
İman, güvenmektir.
Güvenmeyen inanmış sayılmaz.
İnanmış sayılmayan da emin olamaz.
Emin olmayan ise muttakilik çizgisinde kalamaz.
Bu yüzden Makamı Emin, imanın hayata yerleştiği noktadır.
Emin olan insan kendisine emanet edilen her şeye aynı hassasiyetle yaklaşır. Bu hassasiyet başkasının malını korumakla sınırlı değildir. Bedenini, sözünü, bakışını, dilini, ilişkilerini de emanet olarak görür.
Din günü yalnızca ahireti anlatmaz. Her insanın hayatında dünyadayken de din günü vardır.
Bir malın alındığı gün, evladın emanet edildiği gün, evladın geri alındığı gün, servetin verildiği gün, servetin alındığı gün...
O gün iman tartılır.
O gün kul ya "Sen verdin sen aldın." der ya da "Başıma bu da mı gelecekti." der.
Birincisi Makamı Emin'e yaklaştırırken, ikincisi insanı şüpheye sürükler.
İnsan, dostuyla şekillenir.
Kimi dinliyorsa ona yönelir, kime yaslanıyorsa onun gölgesinde kalır, kiminle yürüyorsa onun ufkuna yaklaşır. Bu yüzden dost seçmek kader seçmektir.