Bütün bu işlerin içinde adamın en çok ağrına giden ne, biliyor musun? Onların yanılmaları değil, insanoğlu her zaman yanılabilir. Adamı gerçeğe ulaştıran yanılgının ya kendisidir. Hayır, beni asıl çileden çıkaran, bunların yanıldıkları halde hâlâ daha kendilerini kesinlikle yanılmaz sanmalarıdır.
Çevresinde rastaladığı her şeyden ve herkesten iğreniyordu. Hiç dinmeyen, kin dolu bir tiksinti. Herkesten nefret ediyordu. Suratlarından yürüyüş biçimlerinden, en küçük hareketlerinden ölesiye nefret ediyordu. Herkesin yüzüne tükürmek için can atıyordu âdeta.
Aslında kendisi için kimin ne düşündüğünü hiç umursamıyordu. Oysa, birazcık düşünmek isteseydi, hiç değilse bir dakikacık kafasını işletseydi nasıl olup da polislerle böyle konuşabildiğine pek şaşardı. Birden yüreğine korkunç bir yalnızlığın acısı çöktü. Ne İllia Petroviç'in duygusuzluğunu, ne de bu alçalmanın karşısında komiser yardımcısının küstahça böbürlendiğini görmek oluşturmuştu ondaki bu değişimi. Bu umrunda bile değildi. Şu anda diri diri yakılsa kılını kıpırdatmazdı. Şu ana kadar hiç tanımadığı, ne olduğunu kesinlikle bilmediği, yepyeni, değişik MP bir duygu oluşuyordu içinde. Ailesini bile görmek istemiyordu. Şimdiye kadar hiç duymadığı, tanımadığı çok tuhaf bir duyguydu bu. Ve bunun bir duyumsama, daha doğrusu düşünülüp tasarlanmış bir duygu, bütün ömründe tanıdığı en korkunç duygu olduğunun farkında oluşu çektiği acıları daha da artırıyordu.
Her şeyden önce aklına bir soru takılmıştı: Niçin bütün suçlar bu kadar acemice işleniyor ve bu kadar çabuk ortaya çıkıyordu? Neden katiller arkalarında bir sürü ipucu bırakıyorlardı?