Yaşamak, yanılmak, yıkılmak, yenmek, candan can yaratmak! Vahşi bir melek belirdi önünde; fani gençliğin, güzelliğin meleği, hayatının şen saraylarında bir elçi, bütün yanılgı ve zafer yollarının kapılarını ona açacaktı. İleri ve ileri ve ileri ve ileri!
Kendi alınyazısından kaçan, yaralarının utancını bir başına taşıyan ve çirkinlikle yapmacık hallerden kurulu eline dokununca dağılan, soluk kefenler ve çelenklere bürünüp kraliçelik süren ruhu neredeydi? Yada o neredeydi?