Sevgideki sadakat, sevgiliye teslimiyet ve itaat ile ispat edilir. Allah Resulü'nü sevdiğini söyleyen kimse, O'nun emirlerine uyup nehiylerinden sakındığı, başka bir tabirle sünnetine ittiba ettiği ölçüde muhabbetinde samimidir.
Mesela bir anne-baba, evlatlarının bir tanesini, normalden çok daha fazla sevmeye başlarsa, Cenab-ı Hak, onların sevgisini belli bir seviyeye indirmek için ilahi ikazlar gönderir. Ya evlatlarını, onların gözünde düşürecek bir takım zaaf ve hatalara mübtela kılar, ya aralarına hasret ve mesafe koyarak birbirinden uzaklaştırır, ya da kaza ve ölümle onların muhabbetini frenler. Bunun en güzel misali, Hazreti Yakub'un oğlu Hazret-i Yusuf'a duyduğu derin muhabbettir. Cenab-ı Hak, Yakup -aleyhisselam-'ın muhabbetini itidale çekmek üzere, onu uzun yıllar boyunca evladından ayırmış ve Yusuf -aleyhisselam-'ı binbir badireden geçirmiştir.
Allah'ın sevdiğini sevmek, Allah'a sevginin bir işareti ve alametidir. O halde sevgiden ve sevmekten murad Allah'ı ve O'na götürecek şeyleri sevmektir.
Cenab-ı Hakk'ın yaratıp insanoğlunun yüreklerine yerleştirdiği en büyük ilahi sermayelerden birisi olan muhabbet, layıkına ve gerektiği nispette duyulduğunda insanı yüceltir. Aksine layık olmayana ve aşırı derecede gösterilen muhabbet insanı alçaltır, süflileştirir.
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) şöyle buyurur:
"(Ashab-ı kiram arasında şu hakikati) duyardık:
Kıyamet gününde bir kişinin yakasına, hiç tanımadığı biri gelip yapışır. Adam şaşırarak:
"-Benden ne istiyorsun? Ben seni hiç tanımıyorum ki!" der.
Yakasına yapışan kişi ise:
"-Dünyada iken beni hata ve çirkin işler üzerinde görürdün de, ikâz etmez, beni o kötülüklerden alıkoymazdın." diyerek ondan davacı olur."