Hiçbir şehri tanımak uzun sürmüyordu. Birkaç gün, hatta bir kaç saat içinde, uzaktan esrarlı ve hoş görünen şehir avuçlarında açılıyor,gizlisi saklısı kalmıyor, şehrin hayatına egemen olan o yavanlık, o alaledelik değişmiyordu.
Herkesin hayatının doğru söylenmiş bir cümleye sığabileceğini düşünürdü. Bir cümle olabilir miydi hayatı değerli kılan? Yoksa, tek cümleye sığdırılmış hayat çok mu boştu? Hayatın nesi doğruydu, nesi yanlış?
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.