Semira Nur Bilir

Semira Nur Bilir
@Semiranur
Ölümcül Bağlar Serisi Kitabının Yazarı.
Yazar
Yüksek Lisans
11 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
“Ben artık sana anlatılacak bir hikâye değilim. Ben seni anlatan bir sessizliğim. Ve o gece bitti. Ama izini taşıyan kadın hâlâ yürüyor. Yalnız. Ama güçlü.”
Duygu ve Düşünce
Reklam
"Beni koruyacağına yemin etmişti." Elbisem altın işlemeliydi belki, ama içimdeki ses o gece çamura bulanan ayak izlerinin peşindeydi. Saray yanıyordu. İsyan başlamıştı. Kalabalık bağırıyordu. Ve o—gözleriyle bana söz verdiği adam—ellerini geri çekti. "Git," dedi sessizce. Ama o sessizlik, benden çok şey aldı. Kocamı öldürmüşlerdi. Köşk yanıyordu. Ve ben, korumaya söz veren bir adamın arkasından bakıyordum. Onu seviyordum. İnandığım tek şey oydu. Ama o… Beni değil, kendi öfkesini seçti. Yıllar geçti. Bedenim değişti. Kıyafetlerim, adım, yüzüm, yaşadığım çağ değişti. Ama içimde bir kadın, o geceye saplandı kaldı. Ve bugün, onu tekrar gördüm. Göz göze geldik. Ruhum hatırladı. Bu kez susmadım.
Duygu ve Düşünce
Ne eski evine dönebilecek durumdasın Ne de yeni yola adım atacak kadar güçlüsün Ama bu güç sende var Çünkü hâlâ soruyorsun.
Duygu ve Düşünce
İçimde bir şey bağırıyor. Susmamı isteyen o sesin üzerine basarak. Bir çığlık var ama kimse duymuyor — çünkü ben susuyorum. Çünkü hâlâ güçlü görünmek istiyorum. Çünkü zayıf olursam kimse beni sevmez sanıyorum. Zaman geçti. Her şeyin geçtiğini sandım. Unutmak kolay olur sanmıştım; bastırmakla karıştırmışım. Şimdi bir şey kırılıyor içimde. Bir şey eski haline dönemeyecek kadar çatlamış. Aynaya bakıyorum, ve orada kendimi değil, sustuklarımı görüyorum. Beni bu hâle ne getirdi bilmiyorum. Ama birden, her yerde onun izi varmış gibi hissediyorum. Bir şarkıda, bir rüyada, bir sokakta. Ve hâlâ susuyorum. Çünkü korkuyorum. Çünkü hâlâ kaybetmemiş gibi yaparsam, belki kaybetmemiş olurum sanıyorum. Ama biliyorum, bu sessizlik büyüyor içimde. Ve bir gün, beni ya mahvedecek ya da beni ben yapan tek şey hâline gelecek." Semira Nur Bilir #ölümcülbağlar
Duygu ve Düşünce
Gerçeğin Katılığı, Kalbin Kırılganlığı Yaşam esneklik gerektirir. İnsan su gibi akmalı, rüzgâr gibi yön değiştirmeli, dallar gibi eğilip bükülmelidir. Ancak ölümde katılık vardır; hareket sona erer, değişim durur. Kalbi kırılan bir insan da böyledir—bir zamanlar esneyen, anlayan, affeden biri artık bir kaya kadar sertleşebilir. Çünkü her kırılma, insanda bir katman oluşturur; bir duvar örer, bir zırh giydirir. Gerçek de böyledir. İnsanlar gerçeği istediklerini söylerler ama aslında yalnızca kendilerine uygun olanı duymak isterler. Çünkü gerçek, anlatıldığı kadar berrak değildir. O, keskin köşeleri olan, yaralayıcı, bazen de tahammül edilmez bir şeydir. Gerçeği bilmek, ona dayanabilmek demektir. Oysa gerçek bir aynadır—ama o aynaya bakan herkes kendi yansımasını görmek ister. Gerçek, merhametsizdir. Seni süslemez, seni avutmaz, seni olduğundan farklı göstermez. O sadece olduğu gibidir ve çoğu zaman da can yakar. İşte bu yüzden, gerçeği isteyenler en çok ondan kaçanlar olur. Ve kalbi kırılan insan, gerçeği en keskin haliyle gören kişidir. Bir zamanlar esnek olan ruhu, artık serttir. Çünkü öğrendiği gerçek, ona yalnızca kayıplarını, hayal kırıklıklarını ve acılarını hatırlatır. Ama belki de asıl soru şudur: Katılaşmadan, kırılmadan nasıl yaşanır? Gerçeğin ağırlığına rağmen nasıl esneyebilir insan? Belki de cevap, her şeye rağmen sevmeye, inanmayı sürdürmeye cesaret edebilmektir. Çünkü gerçek, ne kadar sert olursa olsun, kalbin tamamen taş kesmesine izin vermemek de bir seçimdir.
Duygu ve Düşünce
Reklam