İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor sanki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri “O öldü“ demediği sürece hâlâ bir umut vardır.
Yokluk aslında tüm dünya kültürlerinde babaların bir özelliği değil midir? Onlar ya cephededir ya hapishanede, ya altın postun peşindedir ya da adalarda perilerle eğlenirler, ya ev dönüşü fırtınaya yakalanırlar ya da dünyanın meyhanelerine takılırlar, ya bir yerlerde gurbet ellerde para kazanırlar ya da sadece canları eve gelmek istemez...
Zaten artık sadece hastalar haber okuyor…
Bu dünyadan ayrılmak üzere olanlar neden hala onun haberlerini takip eder ki? “Zaten yokuş aşağı sürüklenen bir dünyadan ayrılıyorum, dolayısıyla neden üzüleyim ki” deyip kendilerini rahatlatmak için mi?
Ona bakıyorum ve bize nasıl yaşlanacağımızı öğreten kimse olmadı diye düşünüyorum. İnsan hayatının sonunda neler yapar? Nasıl yavaşlanır, artık tek işinin dinlenmek olduğuna nasıl alışırsın?