Herkesin kendi farklı hikâyesinin olduğu kişiler “Hâyal Otelinde” buluşuyor. Otel; geçici konaklama yeri. Kimin ne zaman geleceği, ne kadar kalacağı belli olmayan yer. Hayata benzemiyor mu? Hiçbirimizin ne kadar kalacağı bu dünyada da belli mi? Hepimiz uğruyoruz, gelip geçeceğiz. Avukat Âsım’a yöneltilen soruyu duyanlarımız var; “ Sen hâlâ orada mısın?” Hâyal Oteli’nden bahsediyor avukatın arkadaşı. Ama bazen hayattada bu sözlere şahitlik ediyoruz; “90-100 yaşında hala yaşıyor mu?”… Ya da sadece gelip geçen, hikayesi bilinmeyenler var. Kitapta kısa bir anlığına geçip intihar eden Polis Mikâil Durmaz gibi… Ya da hayatındaki eksikliği hissedip bir şeyler öğrenmeye, yapmaya çabalayanlar da var.. Sanatçımız Mehlikâ Deniz İnci gibi.. Mehlikâ Deniz İnci sahnede belirdiğinde herkesin ilgisi onda, başrol o. Hayatında bir şeyleri değiştirmek istiyor bu yüzden bir adım atıyor, onun sahnesi bitiyor, sırası geçiyor. Sahne ışığı kendisinden bir başka insana çevriliyor. Her insanın üzerinde görüyoruz başrol ışığını. Sen yaptığını yapıyorsun, çabalıyorsun, sıranı geçiriyorsun. Ama bazen böylece bitmiyor. Arkanda senin yaptıklarını gören duyanlar var.. Seni takip eden bir nesil var. Tüm benliğinde uğraştığın “Muhabbet kapısı” nın değerini bilenler var. Kapandıktan sonra “Muhabbet Kapısı”nı tekrar kuran Hâdi Bey’in yeğeni Yusuf gibi..
Tüm bu sıcacık hikayeleri, kişileri, samimiyeti okuduk. Kiminin ezanı çoktan okundu, kimininkine çeyrek var. Peki ezanın okunmasına daha varken, bu sürede biz neler yapacağız?