İster ilkel isterse yüksek uygarlıklara ait olsun, mitolojilerin çoğunda tanrı veya tanrıçalar doğanın enerjilerinin kişileştirilmiş simgeleridir. Enerjiler birincil iken, mabutlar ikincildir. Doğanın enerjileri dış dünyada olduğu gibi içimizde de mevcuttur, çünkü bizler doğanın birer parçasıyız. Dolayısıyla, bir tanrı üzerine düşünmekte olduğunuz zaman, kendi tin ve psişenizin güçleri üzerine ve aynı zamanda dışarıdaki güçler üzerine düşünmektesinizdir. Dünyadaki (bir iki istisna hariç) hemen hemen bütün dini geleneklerde bireyin hedefi doğa ve kendi doğası ile uyum içine girmek, böylelikle hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını kazanmaktır.
Viracocha'nın, Peru'nun bu soylu evrensel tanrı tasarımının en sıra dışı ve etkileyici olan yanı tamamen ona özgü olan bir şey, yani gözyaşlarıdır. Dünyadaki sular, Tanrı'nın gözyaşlarıdır. Burada keşişin dünyayı dışlayan inanışı ("Tüm yaşam acı doludur,") babanın dünyayı saran onayıyla ("Yaşam olmalı!) birleşir. Eliyle yarattıklarının çektiği yaşam ıstırabının tümüyle farkındadır, acıların kükreyen vahşetinin, yarattığı çarpık, öz yıkıcı, şehvetli, kızgın evrenin beyni yaran ateşlerinin tam bilincindedir ve bu tanrısal yaşama yaşam götürme görevini isteksizce üstlenir. Doğrudan suları durdurmak yıkım olacaktır; ama onları salmak da bu bildiğimiz dünyayı yaratmaktır. Çünkü zamanın özü akıştır,anlık var oluşun dağılışıdır; ve yaşamın özü zamandır. Merhametli, zamanın biçimlerine aşık olan bu yapıcı tanrısal insan keder denizine süreklilik verir; ama ne yaptığını, verdiği doğurgan yaşam sularının kendi gözyaşları olduğunu tamamen bilerek...