Viracocha'nın, Peru'nun bu soylu evrensel tanrı tasarımının en sıra dışı ve etkileyici olan yanı tamamen ona özgü olan bir şey, yani gözyaşlarıdır. Dünyadaki sular, Tanrı'nın gözyaşlarıdır. Burada keşişin dünyayı dışlayan inanışı ("Tüm yaşam acı doludur,") babanın dünyayı saran onayıyla ("Yaşam olmalı!) birleşir. Eliyle yarattıklarının çektiği yaşam ıstırabının tümüyle farkındadır, acıların kükreyen vahşetinin, yarattığı çarpık, öz yıkıcı, şehvetli, kızgın evrenin beyni yaran ateşlerinin tam bilincindedir ve bu tanrısal yaşama yaşam götürme görevini isteksizce üstlenir. Doğrudan suları durdurmak yıkım olacaktır; ama onları salmak da bu bildiğimiz dünyayı yaratmaktır. Çünkü zamanın özü akıştır,anlık var oluşun dağılışıdır; ve yaşamın özü zamandır. Merhametli, zamanın biçimlerine aşık olan bu yapıcı tanrısal insan keder denizine süreklilik verir; ama ne yaptığını, verdiği doğurgan yaşam sularının kendi gözyaşları olduğunu tamamen bilerek...
Uykumuzda ve düşlerimizde insanlığın bütün düşüncelerinden geçeriz. Yani insan düşlerinde akıl yürüttüğü gibi akıl yürüttü uyanık olduğu binlerce yıl boyunca... Rüya bizi insan kültürünün erken devrelerine geri götürür ve onu daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
Rüya kişiselleştirilmiş mittir, mit kişisellikten çıkarılmış rüyadır; hem rüya hem de mit ruhun dinamiğinin genel işleyişi içinde simgeseldir. Fakat rüyada biçimler rüya görenin kendini özlü sorunları ile tuhaflaşmıştır, mitte ise belirtilen sorunlar ve çözümler bütün insanlık için dolaysızca geçerlidir.
Son derece bireyci bir kültürde yaşıyoruz, sorunlarımızı bireysel hatalar olarak görüp bireysel çözümler aramaya itilip duruyoruz. Odaklanamıyor musun? Aşırı kilolu musun? Depresyonda mısın? Bu kültürde şöyle düşünmemiz öğretiliyor bize:" Benim hatam bu. Bu çevresel sorunlardan kurtulmanın bireysel bir yolunu bulmam gerekiyordu."!!