Bilmemenin mutluluğu, anla-madan kabul etmenin huzuru, düşünmeden hissedebilmenin doygunluğu. Bilmek her zaman güzel değildi. Anlamak se-vinç vermiyordu her zaman. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu.
"Oysa bütün mahlukat sabrın ip-liğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü gü-neşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır."
"Tanrı merhametten de, şefkatten de daha büyüktür. Tabii, şiddet ve cezadan da. O'nda hepsi vardır, O'nda hepsi birdir. Bir olmak demek, çok olanı bir görünümde toplamak demektir ama farklılıklarını silme-den, aynılaştırmadan, birbirine benzetmeden. Çünkü hervaroluşun bir anlamı, bir gereği vardır. Çoğu zaman mesele Tanrı'nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür.
Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti.
Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı; âlimler bilimi görür, cahiller mucizevi."
Okumayı ve yazmayı yetişkinler gibi bir poz olarak görmüyor, her kelimeyi ciddiye alıp varlığın özüne ekliyorlar. Kitapları okumuyor, etlerinden geçirerek yaşıyorlardı belli ki. Bu yüzden hayaller gerçek, gerçekler akıl dışıydı.
Kendinden biliyordu ki insan, yüzü kaybolmadan, kim olduğunu unutmadan, zamandan ve kendinden dışarı taşmadan yazamaz. Yazar olmak için bilinen dünyada daralmak, bilinmeyen dünyalara inanmak, çeperleri zorlamak gerek. Önce kaybolup sonra tekrar evi aramak gibi. Ev hiçbir zaman bıraktığın ev olmaz o ayrı.