Beden ezip geçtiği toprakta demlenir. Ve böylece yavaş yavaş manzaranın içinde olmaktan çıkıp manzaranın ta kendisi olur. Bu demek değildir ki yürüyen kişi manzarada sabit, basit bir noktaya dönüşür. Daha ziyade bir aydınlanma, bir yükselme anıdır bu; bir anda parlayan ateş, tutuşan zaman gibidir. Sonsuzluk duygusu ansızın varlıklar arasındaki titreşim oluverir. Sonsuzluk kıvılcım gibidir orada.
Sevmek hala bütün varlığınızla arzuladığınız gelecekte açacak bir çiçek olduğundan, sevmeyi "-di'li geçmiş zamanlarda" telaffuz edemediğiniz o yaşlarda, adımlarınız hafiftir: Yolun sonunda o büyük aşk vardır.
Yürürken aslında yakınlaştığımız yoktur, sadece şeyler bedene daha fazla nüfuz eder.
Bizi çevreleyen manzara tatlar, renkler, korkularla dolu bir kasede, beden de onun içinde demlenir.