insanlar antik dönemlerden beri, birine küçük dozda çiçek hastalığı vermenin, ufak bir rahatsızlığa sebep olsa da ileride hastalığı çok daha ağır bir boyutta geçirmeyi durduracağını biliyordu. Antik Çinli doktorlar çiçek hastalığına yakalananlardan küçük yara kabukları toplamışlar, onları kurutup ezmişler ve özel kemikten çubuklar kullanarak onları hastaların burunlarından içeri üflemişlerdi. Ayrıca çocukların giysilerine bilerek akan irinleri sürerlerdi. Hindistan'da ve Afrika'nin bazı yerlerinde insanlar bu tozları dikenlerle damarlarına sokuyor veya yutuyorlar veya açık yaralara sürtüyorlardı.
1600'lerden itibaren köle ticareti sayesinde, Glasgow'dan Lizbon'a kadar dev kârlar kazanılıyor, Bristol ve Nantes'te güzel teraslar yapılıyor, Londra, Paris ve Amsterdam'da siyasetçiler finanse ediliyordu. Plantas yonlardaki damgalamalardan kırbaçlamalara, kölelerin köpek balıklarına yem olarak atılmasından ceza olarak yamyamlığa başvurulmasına kadar ticaretin zalimliği o kadar mide bulandırıcıydı ki Aydınlanma Avrupa'sının tarzı ve entelektüelliğini küçük düşürüyordu. Zincirlenmiş kadın ve erkelerle dolu köle gemileri o kadar kötü kokuyordu ki kıyıya yanaşmadan önce kokusu alınabiliyordu. Bedenler düzenli olarak gemilerden atıldıkları için, köpekbalıkları gemileri Atlantik yolculukları boyunca takip ediyorlardı.
Voltaire: "Eger İngiltere'de sadece bir din olsaydı, despotizm riski olabilirdi, iki tane olsaydı birbirlerinin boğazlarını keserlerdi ama otuz tane din var ve beraber barış ve mutluluk içerisinde yaşıyorlar."
Hayatı bozunca itaatsiz görüşleri olan radikal, gezgin keşiş Giordano Bruno, güneşin bir yıldız ve evrenin ise sonsuz olduğu fikrinin de dahil olduğu birçok suçtan dolayı kâfirlikle yargılandığında, nihayet suçlu bulundu. 1600'de Roma'da, konuşmasın diye diline sokulan demir kazıkla yakılarak idam edildi.