Halbuki Kur'ân bir deryadır. Onun sahili kabuk ve yüzey ilimlerinden oluşmakta, derinlikleri ise öz ilimlerini ihtiva etmektedir. Derya, cevher ve incilerle dolu iken, sahilde kabuk aramanın anlamı yoktur. İnsan bu deryanın dalgaları arasına ne zaman dalıp, derinliklerine inerse ondan kıymetli bir şeyler bulup çıkarabilir.*
Ebû Hureyre (ra) diyor ki: "Allah Resûlü (sav) Hz. Hamza'nın şehit edildiğini öğrenince, yanına gitti ve cesedinin müşrikler tarafından hunharca parçalandığını gördü. Bunun üzerine başında durarak: 'Muhakkak senin yerine onlardan (müşriklerden) yetmiş kişiyi aynı şekilde katledeceğim' dedi. Hz. Peygamber (sav) henüz oradan ayrılmamıştı ki, Cebrâil (as) "Eğer cezâ verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle cezâ verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma! Çünkü Allah (kötülükten) sakınanlar ve güzel amel işleyenlerle beraberdir"* âyetlerini getirdi.**
Sayfa 228 - **el-Vâhidi, Esbâbu'n nüzûl, s. 163; es-Süyûti, el-İtkân, I, 44-45.·Kitabı okudu
Sana göre ben garip bir canda unutulmuş
Efsunlu bir davada sanık olan biriyim
Oysa bir tayın göğsü kadar nârin ve ürkek
Ne gurbet kaçamağı, ne zavallı bir sarhoş
Sadece ihtilala tanık olan biriyim