İvan Fyodoroviç ayağa kalkmış, gitmek üzereydi. Yüzü biraz sararmıştı, Alyoşa ona merakla baktı. O anda Alyoşa’yı bir zamanlar üzen, kaygıya düşüren bir muamma, kuşkularından biri çözülüverdi. Daha pek yakında, şurada burada, kardeşi İvan’ın Katerina İvanovna’yı sevdiğini, üstelik onu Mitya’nın elinden almaya niyetlendiğini söyleyenler olmuştu. Alyoşa bunu olanaksız sayacak derecede aykırı buluyor, gene de kuşkulanmaktan kendini alamıyordu. Kardeşlerinin ikisini de seviyor, aralarında böyle bir rekabetten korkuyordu. Oysa dün Dmitri Fyodoroviç kendisi, birdenbire, İvan’ın rekabetine sevindiğini, bu halin ona birçok bakımdan yarayacağını açıkça söylemişti
Alyoşa bunları adeta soluksuz, bir çırpıda söyledi. Masanın önünde ayaktaydı.
sanki… İyi anlatamadığımı biliyorum, ama gene de söyleyeceğim, içime, sizin Dmitri ağabeyi belki de hiç sevmediğiniz doğdu. Belki ta baştan beri… Belki Dmitri de sizi baştan beri hiç sevmiyor, sadece saygısı var. Doğrusu, buna nasıl cesaret ettiğimi bilmiyorum, ama hiç olmazsa bir kişinin doğruyu söylemesi gerek… çünkü burada hiç kimse gerçeği söylemek istemiyor.
Alyoşa yutkundu, sustu. Katerina İvanovna sarardı, ağzı hiddetinden çarpılarak, — Siz… siz… küçük bir meczupsunuz siz, o kadar! dedi.
İvan Fyodoroviç birdenbire güldü, ayağa kalktı. Şapkası elindeydi.
— Yanılıyorsun, Alyoşa’cığım, dedi. Yüzünde Alyoşa’nın o zamana kadar hiç görmediği bir ifade vardı. Bu, gençliğe özgü bir içtenlik, içten kopan bir açıklıktı. — Katerina İvanovna beni hiçbir zaman sevmedi. Aşkımdan hiç söz açmadığım halde, onu sevdiğimi her zaman biliyor, ama sevmiyordu. Hiçbir zaman, bir gün bile dost bilmedi beni. Bu gururlu kadının arkadaşlığıma ihtiyacı yoktu. Beni dinmek bilmeyen bir öç isteğiyle yanında tutuyordu. İlk karşılaşmalarından şimdiye kadar