Hayatı seviyor musun?
-Öyleyse zamanı çarçur etme, çünkü hayat ondan ibarettir.
Sen zamanını boşa harcarsan gün gelir zaman seni harcar!
En ağır silleleri vursa da kader,
Ezilir belki ama eğilmez başım.
(JACK LONDON)
Namusluluk ve dürüstlük. – Tüm yaşamları boyunca, geçimlerini sadece gençlikteki çekiciliklerine borçlu olmak isteyen ve bu kurnazlık bir de görmüş geçirmiş anneleri tarafından kulaklarına fısıldanan kızlar, kibar fahişelerle aynı şeyi istemektedirler, ancak onlardan daha uyanıktırlar ve onlar kadar da namuslu değillerdir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dostlar üzerine. – En yakın tanıdıklar arasında bile duyguların ne denli değişik, görüşlerin ne denli bölünmüş olduğunu düşün bir kez kendi kendine; aynı görüşlerin bile dostlarının kafalarında, sendekinden tamamen farklı bir konuma ya da şiddete sahip olduklarını; yanlış anlama birbirinden düşmanca uzaklaşma vesilesinin yüz kere doğduğunu. Tüm bunlardan sonra diyeceksin ki: tüm ittifaklarımızın ve dostluklarımızın üzerinde durduğu zemin ne kadar da güvensiz, soğuk yağmurlar ya da kötü havalar ne kadar da yakın, ne kadar da yalnızdır her bir insan! Bir kimse bunları ve ayrıca kendisindeki ve yakınlarındaki tüm görüşlerin ve bunların tür ve şiddetlerinin kendi eylemleri gibi zorunlu ve sorumluluk dışı olduklarını görürse, bu görüşlerin, karakterin, uğraşının, yeteneğin ve ortamın ayrılmaz iç içe geçmişliğiyle içsel zorunluluğunu kavramış olur – belki böylece o bilgenin “dostlarım, dost yoktur!” diye bağırmasındaki duygunun acılığından ve keskinliğinden kurtulmuş olur. Daha çok şöyle itiraf edecektir kendi kendine: evet dostlar vardır, ama onları sana yönelten, senin hakkındaki yanılgıları ve yanılsamalarıdır; seninle dost kalabilmek için susmayı da öğrenmiş olmaları gerekir: çünkü bu tür insani ilişkiler hemen hemen her zaman bazı şeylerin hiç söylenilmemesine, onlara hiç dokunulmamasına dayanırlar ama bu küçük taşlar bir kez yuvarlanmaya başladıklarında, dostluk da onların peşinden gelir ve parçalanır. En sadık dostlarının kendileri hakkında aslında ne bildiklerini öğrenince, derinden yaralanmayacak insanlar var mıdır? – Biz kendi kendimizi tanımakla ve kendi özümüzü görüşlerin ve ruh hallerinin değişken bir alanı olarak görmekle ve böylelikle bir nebze küçümsemeyi öğrenmekle kendimizi yeniden ötekilerle dengeye getiririz. Doğrudur, tanıdıklarımızdan her birini, en
Ölümden sonra süren ün. – Uzak bir gelecekte kabul görüyor olma umudu taşımanın, ancak insanlığın özünde değişmeden kalacağı ve büyük olan her şeyin bir çağda değil, tüm çağlarda büyük duyumsanması gerektiği kabul edildiğinde bir anlamı vardır. Oysa bir yanılgıdır bu; insanlık, neyin güzel ve iyi olduğuna ilişkin tüm duygu ve yargılarında çok büyük değişimler geçirir; birkaç mil önde olunduğuna ve tüm insanlığın bizim yolumuzu izleyeceğine inanmak hayalperestliktir.
Kendini beğenmişlik. – Kendini beğenmişlik denilen ve her türlü iyi ürünü mahveden o yabani ottan her şeyden çok sakınmalı kendini; çünkü içtenlikte, resmi selamlaşmada, iyi niyetli samimiyette, sevip okşamada, dostça tavsiyede bulunmada, hataların itiraf edilmesinde, başkalarına acımada kendini beğenmişlik vardır ve tüm bu güzel şeyler, arada bu yabani ot biterse tiksinti uyandırırlar. Kendini beğenen, yani olduğundan ya da kabul edildiğinden daha önemli olmak isteyen biri, her zaman yanlış hesap yapar. Gerçi karşılarında kendini beğenmişlik gösterisi yaptığı insanlar, korkudan ya da rahatlarsın düşündüklerinden, istediği ölçüde saygıyı genellikle sundukları için geçici bir başarı elde eder; ama ölçüden fazlasını istediğinde ona şimdiye kadar verdikleri değeri onun istediği fazlalık kadar azaltarak kötü bir intikam alırlar. İnsanların bedelini en ağır ödedikleri şey aşağılamaktır.
Sıkıntının boşalması. – Herhangi bir konuda başarısızlığa uğrayan bir insan, bu başarısızlığını rastlantıya değil de bir başkasının kötü niyetine dayandırmayı sever.