"Az kalsın buluşma sebebimizi unutuyordum. Kızımı yaralamıştın. Hem de bacağından."
O bıçak yarasının aynısı onun bacağına yaparken gözlerimi acımasızca gözlerinin içine bakıyordu.
Acı dolu bir çığlık yayıldı. Hisar'ın katliam gecesi attığı çığlıklarla eş değer değildi.
"Onun için yapıyorsun. Onun intikamını alıyorsun! O seni çoktan zaafın olmuş, hani kimse zarfın olamazdı VI?!"
"Evet, kimse zaafım olamaz. Ama o kimse değil." O, kimse değildi. Onu diğerleriyle bir tutamazdım.
"Beni dinlemiyorsun bile!"
"Dinliyorum. Anlat, hiç susmadan anlat. Dinleyeceğim."
"Ben seni ilk kez görüyorum. Sen beni ilk kez görüyor gibi değilsin, Bronz. Beni nereden tanıyorsun? Kuklacı neden seninle uğraşıyor? Bunları bilmem gerekiyor!"
"Beni ilk kez görmüyorsun, beni hep görüyordun fakat ilk kez bana bakıyorsun," dedim adını koyamadığım kırgın bir sesle. Sesimdeki kırgınlık onun yüreğine batacak kadar keskindi. "Bana baktın ama beni görmedin."
Bana baktın ama beni görmedin.
Hem de yıllardır Hisar, yıllardır beni nasıl görmedin?
"Karnımdan kasıklarıma kadar olan kesiklere ben kendim dikiş atmıştım. O yüzden o kadar belirginler, çok berbat duruyor değil mi? Kendi kendimi diktim. Ama yine kanadım, iyi dikiş atamamışım demek ki. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş, terzi ne bilsin kabuk tutmayacak yaralara dikiş atılmayacağını?"
Karanlık hisler, yalnızca karanlık ruhlarda olurdu.
Ben başlangıçta karanlık bir ruhtum. İçimdeki karanlık, ruhumu yavaş yavaş yok ettiğinden beri artık tamamen karanlıktan ibarettim.
Avucumun arasındaki kor kızılı kana rağmen simsiyahtım ve içimdeki renge karşın farklı bir renk seçmiştim.
~Bronz