Beden titrer, notalar akar, güz solar, zaman geçer. Yara hep dururdu. Kabuk bile bağlamazdı çünkü yara canımın ta içindeydi. Canımdan canım gitti ama yaralarım beni hiç terk etmedi.
O, avuçlarının arasına mezar olan kelebeklerin küllerini parmaklarının arasından tenine akıttı, bilmiyordu ki aslında mezarlıklara yaşam vaat edilmezdi.
Aklın mı yoksa aşkın mı diye sordular. Aklını seçenlere baktım, ölmüşlerdi. Aşkını seçenlere baktım, onlar zaten ölüydü. Sonra dedim ki; bu işin sonunda kimse yaşamıyor. Ölümü seçtim. Bu saatten sonra aklın da aşkın da seni yalnızca ölüme götürürdü.
Bir varmış bir yokmuş, masallar hep böyle başlarmış. Gökten üç elma düşmüş. Biri kurtlanmış, biri yenmiş, diğeri ise birinde saklı kalmıştı. Bizimkisi ne masaldı ne vardı ne de yoktu. Başrol hiçbirimiz değildik çünkü bu bizim hikayemiz değildi.
Ve şimdi, kendi hikayemizi yaratma zamanıydı.