Sevda

Sevda
@Sevda343434
Bugün biraz içime çöktüm… neşem başka bir zamana kalmış gibi.
Reklam
İçimde tarif edemediğim bir hüzün var; ne tam ağlayabiliyorum ne de geçip gidiyor.
Başkalarına karşı nazik olmayı öğrendik. Affetmeyi, susmayı, anlamaya çalışmayı… Ama sıra kendimize geldiğinde en küçük hatamızda bile kendinizin en acımasız yargıcı olduk. Kendi yorgunluğumuzu hiçe saymayı marifet sandık. Oysa gerçek merhamet, dışarıya değil içeriye döndüğünde büyür. Kendi kalbini dinleyebildiğinde, “Ben de hata yapabilirim” diyebildiğinde. Bir sabah uyanıp “Kalk, denemeye devam edelim” diyebildiğinde… Çünkü merhamet kendine acımak değil Kendine yoldaş olmaktır. Önce kendi kendinin sırtına elini koymaktır. Kendi içindeki üşüyen çocuğu battaniyeyle sarmak, elini tutmaktır.
Bazen bırakırsın bir koltuğun köşesinde, bir dalganın köpüğünde, uzun bir yürüyüşün manzarasında, bir kuşun kanat çırpışında, bir bebeğin gıdısının kokusunda, minik bir kedinin sokuluşunda, bir köpeğin kaşı diye karnını açışında, bahar dalının çiçek açışında, yaprağın üzerinde kalakalmış bir yağmur damlasında, hızla akıp giden bir yol manzarasında, dolunayın sarısında… Bıraktığını sandığın her an peşinde sürüklediğini unuturcasına her an bırakır aslında her an yeniden başlarsın. Peki ya yüreğin? Yüreğin bırakıyor mu sahiden? Bırakmak, bırakmaktan vazgeçtiğin gün yaşanır. İşte o gün yürekte ne bir sızı, ne bir damla göz yaşı kalır.
Bazı şehirler yalnızca gezilmez; insanın içinde yavaş yavaş okunur. Sokaklarından geçerken fark edersin ki her taşın, her pencerenin, her sessiz köşenin anlatacak bir hikâyesi vardır. Göğe doğru yükselen bir kule durur karşında; ama aslında yükselen yalnızca o değildir. İnsan o an kendi düşüncelerinin de aynı gökyüzüne doğru uzadığını hisseder. Şehir kalabalıktır, sesler birbirine karışır; yine de insanın içindeki sessizlik hepsinden daha derindir. Belki de bu yüzden bazı manzaralar yalnızca görülmez… insanın içinde yavaşça bir sayfa açar.
Reklam