Her Türk çocuğu daha konuşmaya başlarken büyüklerinden anlamlı, etkili ve çok güzel sözler duyar. Hele hele bu sözlerden biri si var ki üzerinde bir sevgi doğar. Sonra durmadan "Atatürk... Ata türk..." demeye başlar.
Küçük beyninde bir ışık yanar. Bir ışık, bir sevgi belirir. Atatürk'ü bilmek ister. Atatürk sözünü duydukça, Atatürk'ün fotog raf ve resimlerini gördükçe ve normal büyüme gelişimi süresince çevresindekilere sürekli Atatürk'ü anlatır. Defterine ilkin kendi adını ve ardından Atatürk adını yazar. Çevresinde gördüğü bahçe ve park ları süsleyen Atatürk heykelleri dikkatini çeker. Onun resmini, hey kelini gördüğünde "Atatürk!" diye çığlık atar. Sonra "Atatürk'üm... diye şiirler okur. Zamanla Atatürk ilkelerini bularak akıl ve yüreğiyle gerçek bir Atatürkçü olur.
Mustafa Kemal Atatürk, çocukları çok severdi. Onun açık mavi gözleri her yerde çocukları arardı. Çağdaş ve mutlu Türkiye'yi ço cuklarda görür, çocuklarda bulurdu. Tüm yurt gezilerinde çocuk lara sevgiyle yaklaşır, onlarla uzun uzun söyleşir ve onlara değişik sualler yöneltirdi.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk ten sonra gelen hiçbir cum başkanı, hiçbir başbakan, hiçbir bakan veya bir asker, bir çocu elinden tutup da resim sergisi gezmeye götürmedi. Hiçbir cumharbaşkanı veya hiçbir başbakan bir çocuğa protokol surasinin en önüne oturtmadi. Hiçbir cumhurbaşkani bir çocuğu salıncakta sallamadı
Bir çocuğu tapittan kendi elleriyle indirmedi. Bir yabanci konukla birlikteyken yanına çocuk almadı. Bir yetişkini dinlerken gösterdiği ciddiyetle dinlemedi. Onlarla birlikte denize girmedi, objektiflere poz vermedi.
Onlarla gezintilere çıkmadı.
Onlara el öptürtmezlik yapmadı.
Tüm bunlar bir yana, 1938'den itibaren bu ülkede yetişkin ile
çocuk dostluğu, arkadaşlığs diye bir şey kalmadı. Oysa sadece kendi