“ meseleleri özgürce düşünmek derken, aslında bir şekilde kendi bedenimden ayrılmak anlamına da geliyor. Bedenim dediğim kafesin içinden çıkıp zincirlerimden kurtularak, mantığı saf haliyle özgürce uçurmak. Mantığa doğal bir yaşam kazandırmak. İşte bu düşünce, temelinde özgürlüğün çekirdeğidir.
Kıskançlık, Tsukuru’nun rüyası sırasında anladığın kadarıyla, dünyadaki en umutsuz zindandı. Neden derseniz, mahkumun kendi kendini kapattığı bir zindandı da ondan. Birileri tarafından zorla içeri takılmış değildi. Kendiliğinden oraya girmiş, kilidi içeriden kapatmış, anahtarı ise kendisi parmaklıkların dışına fırlatıp atmıştı. Dahası, onun orada kapalı olduğunu, bu dünyada bilen tek bir kişi bile yoktu. Elbette çıkıp gitmeye karar verecek olsa çıkıp gitmesi için bu yeterliydi. O zindan Tsukuru’nun yürüyenin içindeydi neticede. Fakat o kararı veremiyordu. Yüreği taş bir duvar gibi sertleşmişti. İşte, kıskançlığın özü tam da buydu.