Bir kayıp yaşarsın, ihanete uğrarsın, yanlışa düşersin, kandırılırsın yani seni çok öfkelendiren, üzen yıpratan bir olay olur. Gerçekten canının acıdığını hissedersin ve bu can acısı ile sağa sola savrulursun. İşte bu noktada durmak ve zamana bırakmak en doğru çözümdür. Gerektiğinde yas tutmayı, acı çekmeyi başardığımızda o yara kapanır. Ama acının üzerini ısrarla kapatmaya çalışırsak yara gittikçe büyür. Aslında mesele yara almak değil aldığın yaraya gerekli olan pansumanı yapıp iyileşmeyi beklemektir. Çünkü yara almak da hayatın bir parçasıdır.
Başarının ölçüsü kariyer, zenginlik, lüks bir hayat değil.
Hakkını arayabiliyorsan, hayatına sahip çıkabiliyorsan, bir fark yaratabiliyorsan, solmak üzere olan bir çiçeği sulayıp ona can olabiliyorsan, bir yetimin başını okşayabiliyorsan, insanlara gerektiğinde yardım edebiliyorsan, kazandığını paylaşabiliyorsan, tanımadığın insanlara bile gülümseyebiliyorsan, ne istediğini bilip peşinden gidebiliyorsan, bu saydıklarımı yapabilme becerisine sahipsen son model bir arabaya binmeyi başarmış birinden çok daha başarılısın demektir.
Çünkü başarı erdem sahibi olmak demektir. Erdemin olmadığı yerde para sadece bir kâğıt parçası oluyor... Ve mutlu, memnun ve huzurlu olmayı başarmış insanlar zenginler değil erdem sahibi insanlardır.