"Nova," dedi öfkesini bastırmak için gayret ederek. "Bir gün benim iyiliğim için benden uzak durman gerekirse bunun benim için iyilik olmadığını hatırla, olur mu?"
"Sen hep ortalığı karıştırıyorsun," diye kendini savundu Arın. "Sonay sadece korkuyor."
"Korkuyor musun?" diye sordum.
"Sen korkmuyor musun?"
"Cık," dedim. "En kötü ihtimalde Arın burayı yerle bir eder ve diyarda kıyamet kopar, o da artık kulağa o kadar kötü gelmiyor. O kadar çok felaket yaşadım ki duyarsızlaştım ben, gerçekten bak..." Ona doğru yanaşıp koluna girdim. "O kadar kötü değil, alışıyorsun. Hem ne olacak sanki öldürecekler mi bizi? Sanmam." Ciddiyetle başımı iki yana salladım. "Deneyecekler tabii ama beni çok öldürme- ye çalıştılar hep hayatta kalıyorum. Hatta bir kere sen de beni kaçır- mıştın bak şimdi nasıl sıkı fıkıyız."
Sonay kıkırdadı. Eski anılar bizi bir balonun içine alırken o zaman felaket gibi görünen anların aslında mutlu hatıralar olduğu- nu ve zamanında kıymetini bilmediğimizi düşünüyordum
"Yemeğe inmek için Arın'ı mı bekliyorsun?" diye sordu. Gözleri üzerimden odanın içinde dolaştı ama kapı büyük ölçüde ona engel oluyordu.
"Onların yemeklerinden yiyecek değilim." İğrenerek yüzümü buruşturdum.
"Başa mı döndün?" Bu defa yorgun da olsa Daren gülümsemesi dudaklarında can buldu.
~Onların yemeklerini yeme, onların sularını içme...~
Sesini duyana kadar Sonay'ın kapısının açıldığını duymamıştım . O kadar küçük bir aralıktan bakıyordu ki fark etmemize şaşmamalı . Hepimiz acınası durumdaydık .
"Aç mısın ?" diye sordum torbayı sallayarak . "Su Krallığı'ndan lezzetler ..."
"Hayır teşekkür ederim." Yüzü soyguncu ve yemek fikri onu iğrendiriyormuş gibi kaşlarını çatmıştı.
"Neyin var?" diye sordum lokmamı çiğnerken .
"Yeni bir gün ve beklenmedik felaketler dışında mı? "
Arın'a dönüp kıkırdadım. "Bak onlar saraylarında çıkmadıkça için nasıl korkuyorlar .Bir de bana bak , zaten felaketten felakete koştuğum için hiç aldırmıyorum ."
Arın küçük çaplı bir kahkaha attı.